Binlerce ukde arasında birkaç nükte; yaşanmışlıklar..

19.03.2026

Permidev Sona Adımlarken..(Kot Farkı)


Permidev çok zayıflamıştı. 78 kiloyken son iki haftada 70 kiloya düşmüştü. Son zamanlarda yemek yemeye çalışsa da yiyemiyor ve aç kalkıyordu masadan. Doğru düzgün nefes alamaması onu öyle yoruyordu ki ayakta turlayamıyordu eskisi kadar. Taş olsun mermer olsun aldırmadan çöküp oturuyordu.

Gözleri donuklaşmıştı. Başına gelebilecek her şeyi kabullenmiş gibi bir hali vardı. Vazgeçmiş gibiydi artık. Akıntıya karşı kürek çekmenin onu sadece daha da yoracağını düşünmekteydi. Keshkin’in kaçışına sevinmişti. Çünkü Keshkin’in idealleri olduğunu düşünüyordu onun daha çok yılları vardı önünde ve onun yıllarını kendisi kadar kolay harcamayacağı barizdi.

Kalacak olanlara üzülüyordu sadece. Dünyada kalmak sadece bir eziyetti ve acziyeti beraberinde getiriyordu. Bazı şeylere sahip olamadıysan sadece debeleniyordun buralarda. Sonunda en güzel yılların geçmiş oluyordu ve sen de bir şey kazanmıyordun.

Sigarasını en çok başlangıçlara yakmıştı. Yeni günlere ve yeni haftalara. Ama yeni günler, yeni haftalar ve yeni aylar sadece aynı yaşanmışlıkları getirmişlerdi. Başlangıçlar hep aynı şekilde sonuçlanmışlardı. Oysa Permidev aynı hareketlerde ısrarcı olmamıştı. Farklı yöntemler denese de aynı kaybedişlere ulaşmıştı.

Hayat sanki bir slot makinesiydi ve ona kaybettirmeye programlanmıştı. Ara verse de olmuyordu başka makineye geçse de olmuyordu. Neticesinde sonuç hep kaybedişti. Buraya zaten bu yüzden gelmişti. Burada en fazla ne kaybedebileceğini düşünmüştü. Dışarıda moralini, keyfini, huzurunu yavaş yavaş kaybetmektense Zabarnava’da hayatını tek seferde kaybetmeyi göze almıştı. Sonunda bunu başarıyordu. Tek bir kaybediş ve bilinmeze yolculuk. En azından dünya cefasından kurtuluş ona cazip geliyordu.

İnsanların birbirlerine zehir ettiği bu ortamda yeteri kadar kaldığını düşünüyordu. Şahit olabileceği her şeyi görmüştü. Hiçbir şey artık onu şaşırtamazdı. Kardeşin kardeşe ettiği, eşin eşe yaptığı, dostun dostu ittiği bu yalan denizinde çok kürek çekmişti. Öyle kürek çekmişti ki hiçbir yere varamamıştı.

Anlam demiştik. Hayatını bir anlama yontamayan insanlar yolsuz ve yönsüz kişiliklerdir. Rotalarını belirleyemezler. Sapa yönlere girerler ve uçurum kıyılarına yol alırlar. Permidev uçurumun kıyısında dibe bakarak gülümsüyordu.

Dünya gözüne yüksekten bakınca öyle küçük görünüyordu ki. Buraların sahibi bizler değiliz. Biz kendimizi bulamadan kayaların üzerinden kalkan toz zerreleri gibiyiz.

Amaçsız insanlar da olacaktı, neden yaşadığının farkına varamayan insanlar da. Sadece yiyip, içip, gezip eğlenecekti bazıları. Bazıları kafa yoracaktı, bazıları delirecekti, bazıları hazdan kendini kaybedecekti. İnsanoğlu çeşit çeşitti. Permidev kendi var oluşunun gizemini çözmek gayesiyle bütün vaktini harcayıp durmuştu.

En büyük filozofların üzerinde çalışıp da kesin bir hüküm veremediği “Neden yaşıyoruz” sorusunu o mu çözecekti sanki. Ama yine de denemişti işte. Var olmanın anlamını bulmak için öyle kafa yormuştu ki. Bu onu çıkmazlara sürüklemişti.

Sigarayı neden bu kadar çok içiyordu diye düşünürseniz. Bir sebep Kolya’dan görmesi olabilirdi. Ama onun asıl sebebi sigaranın umutsuzluğunu unutturma yöntemiydi. 19 yaşındayken eve dönerken birdenbire bir markete girip bir paket sigara almıştı. Sigara markalarını bile bilmiyordu. Rastgele bir paket istemişti. Öksüre öksüre bir dalı bitirdikten sonra o paketi bir haftada bitirebilmişti. Artık öksürmeye bağışıklık kazandığından gerisi gelmişti. Hüzünlüyken, sevinçliyken, boştayken, meşgulken her an bir sigara yakar vaziyette bulmuştu kendini.

Ve sigara şimdi ona tek gerçeği fısıldıyordu. Onun ölümlü olduğunu ona dürüstçe, yalansız anlatıyordu.

Zaman hiçbir şey yapmasan da her şeyi yapsan da akıp gidiyordu. Permidev zamanını boşa harcadığını düşünmüyordu yine de. Onu karanlık yormuştu. Kuzey kutup dairesinde bile 6 ay karanlık, 6 ay aydınlık olurken onun hayatının 4’te 3’ü karanlıkta geçmişti.

Düşünceleri siyah, cildi beyazdı. Hastalıklı bir beyazlığa sahipti. Ölümün beyazlığıydı bu. Sevgi nedir bilmemişti, aşk nedir öğrenmemişti. Ona çok kişinin de saygı göstermediğini görmüştü. Sivri dilliydi, dilinin kemiği yoktu. Sıklıkla pot kırardı ama isteyerek yapmazdı bunu. Karşısındaki kim olursa olsun aynı bildiği tondan konuşurdu. Nezaket göstereyim derken kendini komik durumlara düşürürdü. Çünkü o dobraydı, yapmacıklığı beceremezdi. Nabza göre şerbet veremezdi. Oyunculuktan hiç mi hiç anlamazdı.

Bu yüzden kalıplara sığamamıştı. Ortamlara girememişti ve kalıcı arkadaşlıklar kuramamıştı. Dolayısıyla bir anlam bulamamıştı. Avare bir kasnak gibi dönüp durmuştu.

Zabarnava ona dürüst davranmıştı neyse onu vermişti ona. Hiçbir şey vaat etmemişti belki ama çok iyi 3 koğuş arkadaşı vermişti ona. Onların yarenliğiyle biraz olsun kendini var olmuş gibi hissetmişti. Kendini keşfeder gibi olmuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.