Tanrı neden bize hayatımızı bitirme seçeneğini vermiş hiç düşündünüz mü?
Çünkü başlamak kolaydır önemli olan tutunabilmektir. Geldiğin bu yaşamda uyum sağlayamıyorsan, çok kolay vazgeçip, çok kolay karalar bağlıyorsan, geleceğinde hiçbir ışık göremiyorsan çıkıp gitmek elindedir diyor. Ama çıkıp gidersen ne olacağını bilemiyorsun. Üç semavi dinde de hayatına son vermek büyük bir ceza demektir. Eğer bunu bilerek ya da bilmeden hayatına son veriyorsan, kendinin katili oluyorsun demektir. Eğer inançsız biriysen sadece varsayımlarla doğmadan önce neysek yine öyle olacağız şeklinde düşünebilirsin. Havaya ya da toprağa karışıp başka bir canda tekrar doğacağına kendini inandırabilirsin. Bu senin tercihin. İntiharını seçiyorsan belirsizliğe kanat çırpıyorsun.
Ölümlü olmak ölümünü seçebileceğin şeklinde düşünülmemeli. Bu seçeneğin senin tercihine bırakılması onu kullanman gerektiği anlamına gelmiyor. Kur’an “Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir” ayetini buyurur. Sen başka birini değil kendini öldürüyorsun ve bu ayete karşı gelmiş oluyorsun. Şunu unutma Allah gafurdur. Tövbe edersen bir başkasını öldürsen bile seni bağışlayabilir. Ancak kendini öldürürsen nasıl tövbe edeceksin?
Bugün bir marketteydim, dolanıyordum alınacak bir şey var mıdır diye. O sırada bir baba ve kızını gördüm. Kız bunu da alalım baba, şunu da alalım diyordu. O an çok sevimli geldi gözüme. Bir baba olsaydım nasıl bir baba olurdum birkaç saniyede hayat muhakemesi yaptım. Gerçekten de bir ailemin olmasını, çocuklarımın olmasını isterdim. Bir insanın daha ne beklentisi olabilir ki hayattan? Bir can yetiştiriyorsunuz sıfırdan. Onun iyi, faydalı bir insan olmasına siz katkıda bulunuyorsunuz. Hem de ilk elden. Okulda öğrenemeyeceği hayatın gizli gerçeklerini siz öğretiyorsunuz. Bir dağ gibi siz duruyorsunuz arkasında. Günün birinde düşecek olsa sadece sizin kapınızda kilit olmadığını biliyor.
Hayat işte, bazı şeyler gerçekleşmek zorunda değil. Ne kadar istesen de, beklesen de şartlar müsait olacak değil. Hak Teâlâ eğer cennetine kabul ederse orada gerçekleşir hayallerim. Dünyada bir şeyi başaramadığım düşünülürse cenneti nasıl hak edeceğim o da meçhul ya. Her şeyi çok büyüttüğümden ve dert ettiğimden bu haldeyim. Yarın olmadan yarını niye planlıyorum ki ben? Neden bir lokantaya girmeden yiyeceğim yemeğin lezzetsiz olma ihtimalini düşünüyorum? Bir şiirimin dizesinde dediğim gibi “vesvese içinde öleceğim”
İnsan acelecidir, nankördür, kindardır. Ama bunları uğraşırsa aşabilir. Ben hiç uğraşmadım, nefsin en kolay kandırdığı kişilerden biriyim. Belki bu yüzden olacağı varsa da olmadı çoğu şey. Belki bu yüzden sevdiğim ve sevenim varken kaybettim. Belki bu yüzden yazar olamadım, yeterince çaba sarf etmediğim için olmadı. İstiyorum ama emek vermiyorum. Sistemi değiştiremiyorum. Sistem beni tüketiyor.
Yalnızım ama özgür değilim. Aksi bir neden olmasa bile huzursuzum. Hep bir şey olacak ve ben onu aşamayacağım gibi geliyor. Oysa olanlar olmuş zaten yenileri eklense ne olur. Bundan farkım olmayacak ki. Babam ölmüş ötesi var mı?
Bildiğim tek şey kendime eziyet etmek. Huzuru dünyada bulamayacağım. Belki ölümden sonra da.
İnsanda gözyaşının sınırı yokmuş. Ağlarsın, ağlarsın da kurudum sanırken hala ağlayabildiğini fark edersin. Nereden geliyor bu damlalar diyecek olursan, sen onu bittikçe üretiyorsun kederlerinle. Gerçekleşmeyen ateşe teslim olmuş hayallerini belki bir umut söndürmek için. Hata yapanın bunun bedelini illaki ödemesi gerekir, ödeyecek de. Ama zamanın olduğu yerde gençlik hatalarını yaşlılıkla ödemek büyük hayal kırıklığıdır. Geçmişte yaptığın hatayı gelecekte düzeltemezsin. Olan olmuş, kor demir soğumuştur. Hata yaptığın haline dönemezsin. Çünkü an geçmiştir, durduramadın, durduramazsın.
Yaşadığın hayatı bir daha bulamayacaksın. Ne kadar farkındasın bunun? Şuan bu yazıyı okuyorsun ya geçiyor zaman. Sabah ve akşam birbirini kovalıyor. Saçların azalıyor, azalanlar beyazlıyor. Pişmanlıkla öleceksin değerli dostum. Her insan gibi pişman olarak öleceğiz. Nedenleri farklı olacak belki ancak o his aynı olacak. O zaman küçüleceksin ne kadar büyük bir değer olsan da. O zaman var oluşunu sorgulayacaksın.
On beş dakika önce benim için büyük anlamlar taşıyan artık faal olmayıp eski web sitesi müze haline getirilmiş garaj.org'dan hesabımı sildim. Neden benim için anlamlıydı onu anlatacağım şimdi.
Bu siteye 2006 yılının Nisan ayında kaydolmuştum. Ateşi başında bir ergendim zira 17 yaşındaydım. Liseye gidiyordum düşünün. Akşamları ve hafta sonları bu sitede yazmaktan başka bir şey yapmıyordum. Hayatıma o kadar kişi girdi ki bu site sayesinde sayamam. Kaç tane kız arkadaşım, dostum, düşmanım oldu tahmin bile edemiyorum.
Millete laf yetiştirme, müzik kültürü edinme, aktivitelerde bulunma. Bu sitede hayatımın en sosyal günlerini geçirdim. Bir kimliğim oldu, bir rumuzla büyük boyutlarda bir çevrem oldu. Buluştuk, konuştuk, planlar yaptık. İki kere siteden atıldım fevri çıkışlarım yüzünden. İkisinde de site sahibine bir açıklama yazıp tekrar alındım. Kaç kere ban yedim, yorum yazamadım. Kaç kez küfür yedim, kaç kez aşk mesajı aldım. Hepsi eskide kaldı. Aşklar, dostluklar, arkadaşlıklar, düşmanlıklar hepsi mazide kaldı. Garaj 10 yıldan fazladır ölü bir siteydi. Tanıdığım herkes terk etmişti burayı.
Önce gençlik gider, sonra heves, sonra çevrendeki insanlar gider, baban gider, annen gider. Ne kalır derseniz sadece inanç kalır diyebiliriz. Hayatı tamamen öğrendiğinde kimseden bir fayda çıkmayacağını anlamışsındır. Tekil bir yaşamdır bu, bacağından asılacak o koyun sensin. Kimseden bir şey bekleme, senin bir tane baban vardı. O da öldü.
Allah nasip etmeyeceği şeyin hayalini kurdurmaz diye bir deyiş vardır. Benim sadece iki hayalim vardı, beni sadece ben olduğum için sevecek bir eş ve bir de ucundan yazar kabul edilmek isterdim. Kırk yaşına ramak kalmışken hiçbiri gerçekleşmedi. Belki eşi aramadım hiç, ama yazmadığım bir gün bile olmadı. Hayırlısı demek lazım. Sonuçta her şey tıkırında gitmek zorunda değil.
Tilkilerin, çakalların, sırtlanların dünyası burası. Suyu bile tetikte içeceksin. Birine güvendin diyelim, kandırılacağın günü bekleyeceksin. Her gün ayrı bir macera, belki bu yüzden sıra dışı. Tek oyunculu rpg oyunlarından daha yüksek bütçeli bir oyundur hayat. Burada öldüğünde yeniden başlayamayacaksın.
Her yere uyum sağlayamam ben. Çünkü bir kişi her yere uyum sağlayabiliyorsa kişiliğinden ödün veriyor demektir.
Alışmak ayrı, uyum sağlamak ayrı. Her şeye alışırsın da onlardanmış gibi gözükemezsin. Zira onlardan değilsin. Altın gümüşe uyum sağlayabilir mi? Kurt köpeğe uyum sağlayabilir mi? Var oluşumuzu gölgelemeyecek ortamlarda bulunmamız gerekiyor. Kendinden ne kadar ödün verirsen her sabana koştururlar seni. Sen öküz müsün? Hayır insansın, insanı küçültmeyecek şartlarla var olmalısın. Ama vahşi kapitalizmde saati yüz liraya emekçileri parmaklarında oynatıyorlar. Senin kafan dalavereye üçkâğıda çalışıyor diye ben neden senin emrinde olayım? Ben bilmiyor muyum harama bulaşıp büyümeyi? Ben bilmiyor muyum bir sistem kurup milleti kerizlemeyi? Ama yapmıyorum çünkü bende vicdan var. Önce rahat uyuyamam sonra da hesabını veremem yaparsam. Ama sizin gibi doymak bilmeyen hıyarağaları yapar. Ben en azından bu hesaptan geçeceğim sen nasıl vereceksin hesabını onu düşün!
Gürül gürül akan o nehir gibi hayatımız yok artık. Bir köşede mahzun kaldık. Hayat talaşlarla süpürdü bizi. Beklentiler azalıp çoğunlukla bittiler. 36 yaşında kendi mezarına toprak atmaya başladın. Neydi olmayan? Neydi olduramadığın? Hiçbir cevap karşılamıyor bu soruları. Bir aile istedin ama yeterince istedin mi? Yoksa sadece bu isteğin gerçekleşmesi için lambadan çıkacak cini mi bekledin? Bu isteğin doğrultusunda bir girişimin oldu mu?
Hayat cesurları seviyor arkadaşlar. Zekileri de sevmiyor. Bir şeye yeltenmen lazım kazanabilmen için. Riske etmen lazım. Kaybedecek şeylerin olmalı ki büyük kazanabilesin. Sen ise bir köşede rahat koltuğunda oturarak planlamaya çalışıyorsun. Öyle planlar hiçbir zaman tutmayacak. Sahaya inip kendini göstermen gerekiyor. Sorumluluk alman gerekiyor, sen ise sadece kaçıyorsun. Dolayısıyla hayat da senden kaçıyor.
Bu yaşıma kadar hep bazı şeyler gökten zembille inercesine olacak sanırdım. Biri benim kapımı çalacak ve hayatım değişecek diye düşünürdüm. Onlar masallarda oluyormuş. Çocukluğun alemi yok. Hayatını düzene sokamaman sadece kendi yüzünden. Derler ya emek olmadan yemek olmaz diye. Bu hayatı çözmüşlerin lafıdır bu.
Sövmeden sükûn bulup gönlümü pak eylesem. Lâkin kelâm dahi sükûtun zincirindedir Ve susmak, en büyük ihanettir zannedersem.
Cepler tamtakırken cigaradır kayıntı Âdemoğlunun başından eksik olmaz sıkıntı Çok mu ayna kırıldı bu bedbahtlık nedir Şehir sukuta varmış ya, mücbir haldendir.
Aşkın peşinden koşmayana maşuk mu denirmiş Beş kıta gezmeyene seyyah mı denirmiş Hükümde ne yazar kim yorulmuş kim delirmiş Bizi sadece nefret bitirmiş, kemirmiş.
Eve hiçbir zaman ekmeksiz gelmeyen adam Yine fırından çıkıyordu. Gözleri seçemiyordu karanlık bastırmışken. Ağır adımlarla sallanarak yürüyordu En hafif rüzgârda yıkılacak gibiydi Belki de kaybolacakken buldum onu. Koluna girdim, içimden ağladım Yıllara meydan okuyan o adam ümidini kesmişti artık Gözlerinde sadece hüzün vardı. Biraz daha yaşamak istiyordu. Bu melun şehirden kurtulacak kadar. Tanıdığı herkeste izi olan o adam Benim babamdı.
Durum bu kadar net aslında. Başka söze de gerek yok. Bu iğrenç insanların arasında dolanmak istemiyorum. Menfaatlerinin köpeği olmuş her biri. Ulan ölüp, kurda çıyana yem olacağız. Ama bu orospular ve çocukları her yere dehşet saçmaya bayılıyor. Ne değer verdiniz siktiğimin hayatına ya hu? Ne değer verdiniz yarak gibi kişiliğinize? Siktirin alın kıçınıza sokun bu dünyayı. Eminim değer verdiğiniz materyalleri de götünüzün içinde ahirete götürürsünüz.
Kadınlar desen ilgi manyağı, erkekler desen paranın iti. Amaç ne derseniz. Amaç caka satmak. Kimi davul gibi gerdirdiği yüzüyle biraz beğeni almak, kimi bir arabanın önünde poz kesip kendini metaya satan karılara şekil göstermenin derdinde.
Düzen yok sıçtığımın dünyasında. Geçen altın bir bileziği büküp çayını karıştıran yarak kafalı bir kuyumcu görmüştüm. Hacı diye geçinenlerden. E be orospunun evladı memleket bir dilim ekmeğe muhtaç insanlardan geçilmiyor. O altını alabilmek için götünden soluyor insanlar. Sen mi Müslümansın?
Yanalım oğlum cehennemde eriyip eriyip yanalım. Cennetten boşuna kovulmamışız. Bu kadar şekilci, kendini dev aynasında gören başka bir canlı var mıdır? Şeytanın mesai yapmasına gerek bile yok. Şeytan devirmiş götünü yatıyordur. Yoldan çıkmaya biz meyilliyiz. Bir başkasının hakkına girmeye, şatafatın kölesi olmaya biz meraklıyız.
Allah bizim belamızı vermiş insan olarak var ederek. Keşke bir taş olsaydım, en azından cehenneme gitmezdim.
Bulamam be azizim bulamam. İlk defa babama bir hediye bakamadım bu babalar gününde. Çünkü babamı 6 ay önce kaybettik. Kabrine gittim susuz toprağına su döktüm. Biraz ağladım biraz dertleştim onunla. Burada biraz anlattım babamı o mağrur bir dağ gibiydi, ama kalbinin yumuşaklığını gizleyemezdi. Yufka yürekliydi yani. Önce biraz sinirlenir sonra pamuk gibi olurdu. Babam benim kahramanımdı olmak istediğim insandı. Şimdi yok işte. Şanslı bu bakımdan çocuklarından önce vefat etti.
Babamla maçlar izlerdik, oyunlar oynardık. Yüz göz olmazdı benle ama damarımı da bilirdi. Bana keyfi yerindeyken hep bok herif derdi. Benim de bu seslenişi çok hoşuma giderdi. Beni sevdiğini anlardım bu lafından.
Beynine kanserin metastaz yaptığını öğrendiğimiz zamanlarda çok durgundu babam. Bir keresinde balık almaya gitmişti tek başına. Gözleri görmemeye başlamıştı. Akşam kararırken beni bir telaş aldı ve onu aramaya çıktım. Fırından çıkarken gördüm onu, deryanın ortasında sandallaydı sanki. Onu bulamasam kaybolacak gibiydi. Öyle üzülmüştüm ki bu duruma. Her dışarı çıkışında yanından ayrılmayacaktım artık.
Siyaset, ulusların ayakta kalabilmesi, geleceklerini inşa edebilmesi için her kesimden görüşün katılabildiği bir araçtır. Demokrasilerde büyük bir gereklilik olduğunu kimse yadsıyamaz. Ben bir T.C. vatandaşı olarak Türkiye’deki siyaset kavramından bahsedeceğim.
Hasta adam diye tanımlanan Osmanlı’nın son demlerinden sonra fakir ama hızla gelişen bir ülke olduk. Kendi sınırlarımızı çizdik, Sevr’e boyun eğmedik, kurtuluş mücadelesinden muvaffak ayrıldık. Atatürk’ün liderliğinde dünyada saygı gören bir ülke kurduk. Öyle ki Milletler Cemiyeti ülkemize birliğe katılmamız için özel davet gönderdi. Fabrikalar kuruldu, üretim başladı. Osmanlı’nın borçlarını ödemeye başladık. Kendimize yetebilmeye çalıştık başardık da. Cumhuriyetin ilk yıllarında tek partili bir rejim benimsenmişti. Çünkü her kafadan bir ses çıkarsa yeniden dağılma aşamasına gelebilirdik. Atatürk bunu düşündü mecliste her görüşe yer vermek istedi. Ancak bunun sadece kaos getireceğinden vazgeçti.
İlerleyen yıllarda çıkan ayaklanmalar, dini taşkınlıklar bu kararının ne kadar doğru olduğunu ona gösterdi. Ülkemiz çok kutuplu siyasete müsait değildi o yıllarda. Atamızın ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan İnönü de bunu bir süre devam ettirdi. En azından cihan harbi sonuçlanana kadar tek parti rejimini sürdürdü. Ondan sonra çoklu parti sistemine geçildi ve Demokrat parti iktidarıyla tanıştık.
Bu tarihten sonra çok kutuplu siyaset zamanına geçildi. Şimdi farklı bir mevzuya geçiyorum. Siyasetin ne emellerle yapıldığını örneklendireceğim. Siyaset ülke bekası için kullanılmamaya başladı. Siyaset partililerin kişisel tatminlerine ve menfaatlerine hizmet için kullanılmaya başladı. Çünkü siyasetin içindeki kişiler ayrıcalıklı olduklarını fark ettiler. İstediklerine ne kadar kolay ulaşabileceklerini gördüler.
Benim kaderim yalnızlık ve kimsesizliktir. Kimseye bir zararım dokunmamasına rağmen hayat beni cezalandırmaya devam ediyor. İmtihan diyebilirsiniz ama ne kadar dayanabilirim bu imtihana o önemli. Rus romanlarındaki mujikler gibiyim. Sersefil bir gecekonduda yaşıyorum. Tek yataklı bir pansiyon köşesinde bitecek bu ömür belki.
Nereden nereye demek lazım. Zaman durmadı hiç. Beni yıpratıp eskitti, hastane koridorlarında süründürttü. Bir daha dönmem oralara. Sadece şunu anlayamıyorum. Bir insan her yolu deneyip nasıl bu kadar başarısız olabilir? Her yolu denedim gerçekten. Oldurmak için çok uğraştım. Sonuçta vazgeçiyorum. Benim klasmanım bu noktaymış. Belki daha da düşerim ama artık çıkamam.
Kim dozerlerle girip dümdüz etti beni. Kim çıkan hafriyatı taşıdı bir köşeye döktü beni.
Umutla güneşi doğurup Gecenin çıkmazlarına sürükleniyor ruhum El veren yok, ışık tutan yok Soğuk duvarlara anlatıyorum derdimi Anlam da yok, derman da yok.
Nedensizliğe yaktığım yüzlerce sigaradan Nefessizlik miras kaldı bana. Yokuşlar küfrediyor aciz bedenime Kalamıyorum bu şehirde Adımlarım denizde son buluyor.
Ne kadar ömrün olduğunu bilmeden Başlanır mı yeniden? Ya ucundaysak uçurumun Ya sonundaysak yolun. Başlanır mı yeniden?
Bence değil. Ben şu an burada değilim. Belki cismen buradayım bir hacim kaplıyorum ama ruhum burada değil. Bir zamanlar vardım. Şimdi yokum. Her insanın çektiği sıkıntılardan biridir var olamamak.
2008’den beri yarımdım. Hiçbir ilişkiye başlamadım o günden sonra. Sessizce kefaretimi çektim. Sırtımdaki küfeler azar azar çoğaldı. Tek tesellim beni anlayan bir insanın yani babamın hayatımda olmasıydı. Her koşulda destekliyordu beni. Yalnızlık çekmiyordum. Babamın vefatıyla darmaduman oldum. Yarımdım ve hiç oldum. Var olmayan ve yok olmanın hayaliyle yanıp tutuşan biri oldum.
Çok katı düşüncelerim var. Eski kafalı bir adamım ben. Ataerkil düzeni savunurum. Babalar bana göre annelerden daha değerlidir. Tabi görevini layıkıyla uygulayan evine bakabilen, çocuklarını yetiştirebilenler için söylüyorum bunu. Takıntılarım var. Cebimdeki son parayı isteyen olursa ona veren bir adamım ben. Ama kimse cebindeki son parayı bu zamana kadar bana vermedi. Gerçi ben de istemedim. İsteseydim vermezlerdi yani. Dünyaya ayak uyduramıyorum. O beni ezip geçti her defasında.
Meselenin en kısa ve öz halidir bu. İnsanda insanı duygular kalmadığından ona hasret yaşıyorsun. Merhamet, vicdan, hoşgörü, samimiyet, masumiyet bu duyguların hepsini bulunduğumuz yüzyıl sildi süpürdü. Geriye aşağılık, adi duygular kaldı. Nefret, haset, kibir gibi.
Güvenebileceğiniz kimse kalmadı. Arkanızı sadece duvara yaslayabilirsiniz. Övünün bununla. Bu noktaya getirdiğiniz acımasız, çirkin dünyayla övünün. Çünkü hak ettiniz. Sadece bir nesilde çürüttünüz insanlığı. Artık geriye dönüş yok.
Nasıl hayatta kalacağız biz? Kim bizi dinleyecek, kime derdimizi anlatacağız. Artık herkes dinlemeden yargılayıp kalemimizi kırarken ne bekleyebiliriz bu hayattan?
İçimdeki yaralar kabuk bağlamadan devam ettiğimden. Gönül ağrımı ne kadar acıtırsa acıtsın görmezden geldiğimden. Geçer diye düşündüğümden. Oysa geçmeyecek bunu öngörmeliydim. O gün arkama bakmalı ve koşmalıydım. Erkeklik arkaya bakmamaktan ibaret değilmiş.
Sevgi, sadakat, hoşgörü bu kadar basit değilmiş. Şimdi kimi seveceğim ben? Manavda satılır mı sevgi? Yaralarım hala ilk günkü gibi sızlarken kimseyi sevemem ki. İşin gerçeği o da bana dönemez. Araya neredeyse 20 yıl girmiş. Eskimişiz, nasırlaşmışız. Sistemin iyice kulu kölesi olmuşuz. Ben bir gece yarısı otobüse binip öğleyin orada olabilir miyim şimdi? Masumiyetimizi bulabilir miyiz yine?
İki akıl hastanesi deneyimi, iki şiir kitabı, bir roman bu kadarmış hayatım. Daha fazla da ileriye gidemiyorum. Ben hep terk edildiğim yerdeyim. Pişmanlığım beni sarmaşıklar gibi sarmış. O öyle olsaydı, bu böyle olsaydı deyip duruyorum. Geçmişi değiştirmek için eski lambalardan medet umuyorum. Bir dilek hakkım olsa 2008 yılına geri dönmekten başka bir şey istemiyorum zira.
Çünkü dönmek için kendini yenebilmen gerekli. Biz kendimize yenilmeyi doğuştan seçmişiz. Var olmak acıtıyor en çok. Varlığımız bize zarar veriyor. Bir şeyleri planlamak ve o planların hiçbir zaman tutmayacak olması. Bu kadar değişken varken neyde tutunabiliriz ki. Yarının garanti olmaması ama hala yaşama hevesimizin olması. Ölüm neden bu kadar zordur? Bir tuşa basıp da kapatamıyor muyuz kendimizi?
Neden gerçekliğin bu çıplaklığına dayanamıyoruz? Dünyaya hazırlıksız geldiğimiz bu bariz ortamda. Neden alışamıyoruz halen? Gemisini yürütene kaptan deniyor. O gemiyi suda yüzdürmek sadece iyi niyetle mi mümkündür? İnsanın kaderi var oluşsal yalnızlığını reddetmekle çamura saplanır. İnsan her daim yalnız olduğunu ve hep yalnız kalacağını kabullenmelidir. Ben de dahil çoğu insan bunu kabullenemiyoruz. Hep yanımızda birileri olacak hatta beraber göçeceğiz bu alemden diye düşünüyoruz. Oysa yalnız gelmedik mi? Yapayalnız geldik buralara.
“Bir düşmeye gör acıyan olmaz. Halin nedir diye soranın olmaz.” Dimdik yaşamak çok yorar insanı. Bazen durup soluklanmak istersin de olmaz işte. Sürekli tetikte düşmemek için çabalamanın ne kadar zor bir şey olduğunu bilirsiniz. Düşmemek için uğraşırsın ama eninde sonunda düşüyorsun. Sadece süre biraz uzuyor.
Hıçkırarak ağlayışlarımı senin sırdaşlığına saklıyorum. İntihar teşebbüslerimi sakladığın gibi sus. Ve titreyen benliğimi ört Gün ışığına teslim etme Esrarında efkar bulayım dinle..
Ey gece Uykudan geçtim senle Kirli uyanışlarımı terk ettim. Düş masallarındansa feragat ettim Sar beni evladın gibi Yalnızlığımı gölgele.
Ey göğün siyah perdesi Bu acının kaçıncı kertesi Umutlarımı yangınmışçasına söndür. Zincirle beni gerçeğin paslı demirlerine Affetme aşkımı sahte güneşlerime.
Deneme yanılma ile geçen bu ömürde insan çoğunlukla hataya kapılacaktır ve o kandırıla kandırıla büyüyecektir. Kayda değer bir aşamaya gelebilmek için olgunlaşmak gerekiyor. Sıfırdan başlıyorsan hata yapmak o kadar kolaydır ki.
Şu bir gerçek ki arzularımızın esiri olmuşuz her birimiz. Bu kimi için maddiyat, kimi için şehvet, kimi için ikisidir. Heyecan arayan insan düşebileceği çukurlara aldırmaz. Sonlardan ziyade başlangıçlara önem verir. Nasıl başladıysa öyle biteceğini zannetmektedir. Peki, bu böyle midir? Oysa hiçbir şey başladığı gibi bitmek zorunda değildir. O yüzden boşlukta ne yapacağını bilemezsin. Bir saniye sonrasının belirsizliği vardır ya önemli olan nokta işte odur. Planlarını yapıp Tanrıyı güldürürsün.
Planlarını geniş çerçeveye yaymamak gerekli. O kadar fazla değişken vardır ki hepsini hesaba katmak mümkün değildir. Hayal kırıklığına uğramamak için kısa vadeli planlar yapmalıdır insan. Aylık bile değil belki haftalık planlar yapmalıdır.
Bu cümle 5 yıl önce yazdığım şiirin bir mısrası. Ne kadar zaman geçmesi gerekiyor artık kazanmak için. Bu sözü ne zaman test edebileceğim? İmkansız gibi görünüyor.
Kötülerin kazanması için iyilerin hep kaybetmesi gerek. Çünkü kötü kaybetti mi yıkılır, biter gider. Ama iyi kazandı mı kaybetmeye alışkın olduğundan nasıl sevineceğini bilemez bile. Bir küçük olasılık bile mümkün değil o yüzden. Bize elden hepyek elden sinek ikili veriyorlar. Kazara bile kazanamıyoruz.
Gökyüzüne bakıp dalıp gidiyoruz. Aşağıdan yukarıya bakıyorsan işin yaştır. Alemde bir bakteri boyutunda hissedersin kendini. Ama yüksekten bakarsan o manzara ona sen hükmediyormuşsun gibi hissettirir sana. Belki gerçekten de öyledir.
Sonumu dipsiz azaplara sürme felek Sözümü özümden koparıp eğme felek At uçurumdan ama ne olur uyandırma
Bükme boynumu paslı ellerle bükme felek Mazluma beni kör bir bıçak etme felek Geçmişi külden bir iz gibi savurma felek İt beni karanlık denizlere ama ne olur kandırma
Aştığım yolların izini gör artık felek Döktüğüm yaşların tuzunu bil artık felek Fısıltıya dönüşmüş çığlığımı duy artık felek Ver ateşlere külümü savur ama ne olur durdurma..
Permidev çok zayıflamıştı. 78 kiloyken son iki haftada 70 kiloya düşmüştü. Son zamanlarda yemek yemeye çalışsa da yiyemiyor ve aç kalkıyordu masadan. Doğru düzgün nefes alamaması onu öyle yoruyordu ki ayakta turlayamıyordu eskisi kadar. Taş olsun mermer olsun aldırmadan çöküp oturuyordu.
Gözleri donuklaşmıştı. Başına gelebilecek her şeyi kabullenmiş gibi bir hali vardı. Vazgeçmiş gibiydi artık. Akıntıya karşı kürek çekmenin onu sadece daha da yoracağını düşünmekteydi. Keshkin’in kaçışına sevinmişti. Çünkü Keshkin’in idealleri olduğunu düşünüyordu onun daha çok yılları vardı önünde ve onun yıllarını kendisi kadar kolay harcamayacağı barizdi.
Kalacak olanlara üzülüyordu sadece. Dünyada kalmak sadece bir eziyetti ve acziyeti beraberinde getiriyordu. Bazı şeylere sahip olamadıysan sadece debeleniyordun buralarda. Sonunda en güzel yılların geçmiş oluyordu ve sen de bir şey kazanmıyordun.
Sigarasını en çok başlangıçlara yakmıştı. Yeni günlere ve yeni haftalara. Ama yeni günler, yeni haftalar ve yeni aylar sadece aynı yaşanmışlıkları getirmişlerdi. Başlangıçlar hep aynı şekilde sonuçlanmışlardı. Oysa Permidev aynı hareketlerde ısrarcı olmamıştı. Farklı yöntemler denese de aynı kaybedişlere ulaşmıştı.
Hayat sanki bir slot makinesiydi ve ona kaybettirmeye programlanmıştı. Ara verse de olmuyordu başka makineye geçse de olmuyordu. Neticesinde sonuç hep kaybedişti. Buraya zaten bu yüzden gelmişti. Burada en fazla ne kaybedebileceğini düşünmüştü. Dışarıda moralini, keyfini, huzurunu yavaş yavaş kaybetmektense Zabarnava’da hayatını tek seferde kaybetmeyi göze almıştı. Sonunda bunu başarıyordu. Tek bir kaybediş ve bilinmeze yolculuk. En azından dünya cefasından kurtuluş ona cazip geliyordu.
İnsanların birbirlerine zehir ettiği bu ortamda yeteri kadar kaldığını düşünüyordu. Şahit olabileceği her şeyi görmüştü. Hiçbir şey artık onu şaşırtamazdı. Kardeşin kardeşe ettiği, eşin eşe yaptığı, dostun dostu ittiği bu yalan denizinde çok kürek çekmişti. Öyle kürek çekmişti ki hiçbir yere varamamıştı.
Anlam demiştik. Hayatını bir anlama yontamayan insanlar yolsuz ve yönsüz kişiliklerdir. Rotalarını belirleyemezler. Sapa yönlere girerler ve uçurum kıyılarına yol alırlar. Permidev uçurumun kıyısında dibe bakarak gülümsüyordu.
Grinin küle dönen tonunda Ufka açılan yelkenler siyah. Bu gam düğümünü çözmez hiçbir niyaz Zerre halinle bile ezer seni bu açmaz
Umuttan dem vurma, gel deme; Uçuşan kelebekler var deme Zira kelebek sanılan bir bıçaktır, Ve arkanı döndüğünde saplanacaktır.
Delilik aheste çöker insana bilirim Düştüğünde atarsın çıpayı derinlere Anlam tükendiyse hayat beyhudedir bilirim İşte o zaman ruh ait olur sonsuz dehlizlere.
Babamın durumunu düşünmekten hayata karışamıyorum. Ramazan hürmetine dualarımı kabul et ona merhamet et, cennetine konumlandır. Hala yaşıyorsam bana dayanma gücü veriyorsun demektir. Ne olur onun iyi olduğunu düşünmemi sağla. Babamı cehenneminde yakma Allah'ım.
Vicdani körler ve sağırlar tiyatrosunda azap çekmek sonsuz cehennem ateşinden daha evladır. Nefes aldığım müddetçe kaldıracağım insanların bu gaddarlığını. Babamın gölgesi artık yok ama düşüncelerimde dayanak olması için onun iyi olduğunu bilmem gerekiyor. Hislerimi yoluna koy Allah'ım. Senin mahkemen en adil mahkemedir. Senin hakimliğin en iyi hakimliktir. Babamı Rahman isminle yargıla.
Neden kendimi trenin önüne atmak istiyorum? Şeytanın bu vesveselerine nasıl dayanabileceğim? Kendimi öldürürsem babama asla kavuşamayacağımı biliyorum. Ama yine de bu vesvese içimi yiyip duruyor. Bir an yenilsem hem ahiretimi hem de babamı kaybedeceğim. Ne olur yardım et. Nasıl hayata karışacağım bilmiyorum.
"Yine bir efkar gecesi yanar bir sigara, gölgesinde bir sağa bir sola dumanıyla yol gösterir yazdığın her neyse o’na"
Hoş ne kadar çalışsan da, çırpınsan da Örtülemeyecek bir yaraydı bu Nedeni basitti, ama inkar ve imkan Görünmeyen kalkan, ışığı soğuran.. Ne yollar kadar uzun, ne dağlar kadar yüksek Limitsiz, tutamadığın o gururun var Hep var olacak çünkü doğuştan Her adımında bir set çekecek Bir ket; iki, üç, dört, beş... Sonsuz ve kemiksiz karakterler Bulutla savaşamazsın ki.. Sekiz yönden birine sapmaktansa Orda bırakan, yalnız, hissiz..
İyi adımda atsan bunu sorgulatan Gururuna ilaveten vicdan Her seferinde kendinden korkutan Neden? Çünkü tehlikelidir her "durağan".. Patlayacak bir gün o volkan.. Önemli nokta nereye kadar saklanabilir? Ya da yokedilebilir mi? Keşke faaliyete geçmeden sönebilse Yazık ki gerçekleşmeyecek.. Belki de din olgusundan ibaret o ateş Dünya da "sanal" diğerinde "real"
Bilinmezi düşünme Çünkü hayat zaten zor Bir de tımarhaneye girme !
Öğrendikçe katman katman soğuyor hoş(!) Bütün zevkler ne kadar da boş.. Hassas bir denge değil mi? İçindeki korluk, dışındaki buzluk..
Kitap okumak insanı atlet yapıyor(!) Koş coni koş "yorulduğunda" öleceksin Öldüğünde ise kuruşu kuruşuna bir hesap Ve sonra düşeceksin.. Kabusların gerçekliğinde Bilinmeyen bilindiğinde.. Elden bir şey gelmediğinde.. Tekrar eden geçsen de, geçmesen de Yanıp ıslanıp, ıslanıp yanıp Boğulacaksın cennetinde. Pişeceksin cehenneminde...
Bakışımla öldürdüğüm şimdi bakışımdan bezmiş. Felekle ters düşmüşüz o gün, bugün. Kimliğimde otuz altıyım görünüşte yetmiş.
Sayfalarca yazsam da bir kibritliktir canım Yeminler etsem de tutmaz birbirine anım Yıllar önce döktüm yapraklarımı be cancağızım Şimdi, gün bitmiş, yaz bitmiş, heves bitmiş..
Yarınlarda başlangıç kesin, son belirsiz. Yarınlarda umut göğe asılı bir hilal Yarınlarda bir ihtimaldir ihtilal
Yarınlarda nasıldır göğe tırmanmak Nasıldır uçuruma bacaklarını sallandırmak Bir ipin üzerinde yürürmüşçesine ürperip de Nasıldır korkunu bir evlat gibi sarmalamak
Kuru toprak ilk damlayı özler yarın Kara gece ilk ışığı ister yarın Gönül sıcak bir tebessüm bekler yarın
Yarınlarda sevmek, sevilmek dâhil Bütün olasılıklar mümkün gibi.
Sigaramın dumanını yutarken Mavi duvardaki bir fotoğrafa bakakalıyorum Yakasına karanfil tutturmuş bir adam Çerçeveden bana gülümsüyor Gülümsüyor durma dercesine Durursan kanacaksın hayatın ezberine Oysa tek yön bilet almışsın eceline
Gidersin 77 kez yağmur geçer. Kalırsın bir ömür boşa geçer. Sadece vah derler, başka ne diyecekler? Düşersin ve yapayalnızsın.
Gidersin. Gün geceden hışımla geçer. Ve gittiğinde bu ezber devam eder.