Benim derdim, şükürsüz bir adam olmaktır. Öyle az şükrediyorum ki bu yüzden darbeler yiyorum. Nefsimle her gün her saat çarpışmak beni bozuyor. İçimdeki açığa çıkmaya fırsat kollayan kötülüğü dört koldan çekiştirmek beni yoruyor. Aklım yap diyor ne yaparsan yap acıma, vur tekmeyi, yık her şeyi, aş sınırı. Ama yapmıyorum işte. Sonsuzdan korkuyorum çünkü dünya için ebediyetimi yakmak istemiyorum. Bu yüzden cevaplarım hep, tamam, öyle olsun, problem yok şeklinde çıkıyor. Mesela vardiyayı erken alıyorum, doğal olarak benden de erken alınmasını bekliyorum. Ama öyle olmuyor. İstesem ağzıma geleni söyleyip bırakamaz mıyım işi ya da tartışamaz mıyım? Benim baktığım türden bakmıyor insanlar birbirine. Ben bir melek olmadığımı biliyorum, sadece insanlara çektirmek istemiyorum. Hayat hiçbir şey yapmayıp sadece yatsan bile zor. İnsanların ne yükler taşıdıklarını kimse tahmin edemiyor. Herkesin derdi kendince en büyük. Hoşgörü ve tevazu, yerini hırçınlık ve kibre bırakmış.
12.09.2026
Mayası Çamurdan..
Benim derdim, şükürsüz bir adam olmaktır. Öyle az şükrediyorum ki bu yüzden darbeler yiyorum. Nefsimle her gün her saat çarpışmak beni bozuyor. İçimdeki açığa çıkmaya fırsat kollayan kötülüğü dört koldan çekiştirmek beni yoruyor. Aklım yap diyor ne yaparsan yap acıma, vur tekmeyi, yık her şeyi, aş sınırı. Ama yapmıyorum işte. Sonsuzdan korkuyorum çünkü dünya için ebediyetimi yakmak istemiyorum. Bu yüzden cevaplarım hep, tamam, öyle olsun, problem yok şeklinde çıkıyor. Mesela vardiyayı erken alıyorum, doğal olarak benden de erken alınmasını bekliyorum. Ama öyle olmuyor. İstesem ağzıma geleni söyleyip bırakamaz mıyım işi ya da tartışamaz mıyım? Benim baktığım türden bakmıyor insanlar birbirine. Ben bir melek olmadığımı biliyorum, sadece insanlara çektirmek istemiyorum. Hayat hiçbir şey yapmayıp sadece yatsan bile zor. İnsanların ne yükler taşıdıklarını kimse tahmin edemiyor. Herkesin derdi kendince en büyük. Hoşgörü ve tevazu, yerini hırçınlık ve kibre bırakmış.
17.08.2026
Yaşamayı Reddetmek..
Ölmek istemiyorum ama yaşamayı da reddediyorum...
İstesem de öleceğim istemesem de bu bir gerçek. Ancak yaşamamayı seçebilirim. Onlar gibi yaşamam mesela. Haz peşinde koşmam, kendimi beğendirmeye çalışmam, herkesle konuşmam, çalışırım eve gider uyurum ve bunlar birbirini kovalar. Dışarıda manzarayı görmem. Çünkü manzaraya bir kez kapılırsanız, başınıza dert açarsınız. Daha güzel yaşamak uğruna kendinizi boğarsınız. Bir bakmışsınız kıyıdan fersahlarca açılmışsınız. Uçan kuşa borcunuz olmuş, yüzler düşmüş, rahatlar kaçmış. Tahtırevanla sıçmaya gidebilmek için altın spermadan olmanız gerek. Olmadığınız gibi görünmek sizi her anlamda ezecektir. İşte onlardan olmayacağım. Soluk almak güzeldir ancak yaşamak sizi sadece rezalete sürükleyecektir. Ölmek kolay olsaydı kim dururdu buralarda sorarım size. İki dakika nefesini tuttuğunda boğulmak nasıl bir şey anladığını mı sanırsın? Ölüm ağrısı diye bir gerçek var. Bir butona basıp toz olmak gibi bir durum yok. Yaşamamak feragat etmektir. Açık büfeden yararlanmak yerine sadece çorba içmektir.
İnsan doğumunu seçebilmiş midir? İnanmayanlar seçmemiştir derler, inananlar ise kalubelada kabul ettik derler. Geldin ve gideceksin. Sadece kendini saptırma, bu efsunlu zamanlarda haz sarhoşu gezme. Farkındalığı yakaladıysan şu sözü unutma “Mal sahibi, mülk sahibi nerede bunun ilk sahibi?” Dünya bir handır. Handa sonsuza kadar kalamazsınız. Kişiliğimizi kaybetmeden, parayı Tanrı edinmeden, mütevazı yaşamak lazım. Hayatta kalıp da dünyadan nefret etmemiz gerekiyor. Dünyanın cebine koyduğu, elini tutturduğu bütün anahtarlar ve eller yalan.
14.08.2026
Anlamak ve Yanılmak..
Kendilerini teşhir edenleri, gördükleri hayatlara özenenleri anlıyorum. Bir bakıma oldukları gibi kalsalar yalnız kalacaklarını düşünüyorlar. Aranmak, görülmek, temasta bulunulmak istiyorlar. Eteğin boyu ne kadar kısalırsa gözlerin o denli üzerlerinde olacaklarını biliyorlar. Sonuç olarak görülmek istiyorlar, beğenilmek istiyorlar. Kendilerince haklılar. Onları da anlıyorum. Nihayetinde bu insanları gerek çevre, gerek sosyal medya ve televizyon bu yola itti. Sürekli gördüğün şeyleri inkâr etmek kolay olmasa gerek.
1.08.2026
Bir Hayat Daha Gerek..
Yaşadığın hayatı bir daha bulamayacaksın. Ne kadar farkındasın bunun? Şuan bu yazıyı okuyorsun ya geçiyor zaman. Sabah ve akşam birbirini kovalıyor. Saçların azalıyor, azalanlar beyazlıyor. Pişmanlıkla öleceksin değerli dostum. Her insan gibi pişman olarak öleceğiz. Nedenleri farklı olacak belki ancak o his aynı olacak. O zaman küçüleceksin ne kadar büyük bir değer olsan da. O zaman var oluşunu sorgulayacaksın.
26.07.2026
Giderler..
Önce gençlik gider, sonra heves, sonra çevrendeki insanlar gider, baban gider, annen gider. Ne kalır derseniz sadece inanç kalır diyebiliriz. Hayatı tamamen öğrendiğinde kimseden bir fayda çıkmayacağını anlamışsındır. Tekil bir yaşamdır bu, bacağından asılacak o koyun sensin. Kimseden bir şey bekleme, senin bir tane baban vardı. O da öldü.
Allah nasip etmeyeceği şeyin hayalini kurdurmaz diye bir deyiş vardır. Benim sadece iki hayalim vardı, beni sadece ben olduğum için sevecek bir eş ve bir de ucundan yazar kabul edilmek isterdim. Kırk yaşına ramak kalmışken hiçbiri gerçekleşmedi. Belki eşi aramadım hiç, ama yazmadığım bir gün bile olmadı. Hayırlısı demek lazım. Sonuçta her şey tıkırında gitmek zorunda değil.
Tilkilerin, çakalların, sırtlanların dünyası burası. Suyu bile tetikte içeceksin. Birine güvendin diyelim, kandırılacağın günü bekleyeceksin. Her gün ayrı bir macera, belki bu yüzden sıra dışı. Tek oyunculu rpg oyunlarından daha yüksek bütçeli bir oyundur hayat. Burada öldüğünde yeniden başlayamayacaksın.
17.07.2026
Sonlar Sessiz Olurmuş..
1.06.2026
Siyaset ve Siyasetçiler Üzerine..
Hasta adam diye tanımlanan Osmanlı’nın son demlerinden sonra fakir ama hızla gelişen bir ülke olduk. Kendi sınırlarımızı çizdik, Sevr’e boyun eğmedik, kurtuluş mücadelesinden muvaffak ayrıldık. Atatürk’ün liderliğinde dünyada saygı gören bir ülke kurduk. Öyle ki Milletler Cemiyeti ülkemize birliğe katılmamız için özel davet gönderdi. Fabrikalar kuruldu, üretim başladı. Osmanlı’nın borçlarını ödemeye başladık. Kendimize yetebilmeye çalıştık başardık da. Cumhuriyetin ilk yıllarında tek partili bir rejim benimsenmişti. Çünkü her kafadan bir ses çıkarsa yeniden dağılma aşamasına gelebilirdik. Atatürk bunu düşündü mecliste her görüşe yer vermek istedi. Ancak bunun sadece kaos getireceğinden vazgeçti.
İlerleyen yıllarda çıkan ayaklanmalar, dini taşkınlıklar bu kararının ne kadar doğru olduğunu ona gösterdi. Ülkemiz çok kutuplu siyasete müsait değildi o yıllarda. Atamızın ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan İnönü de bunu bir süre devam ettirdi. En azından cihan harbi sonuçlanana kadar tek parti rejimini sürdürdü. Ondan sonra çoklu parti sistemine geçildi ve Demokrat parti iktidarıyla tanıştık.
Bu tarihten sonra çok kutuplu siyaset zamanına geçildi. Şimdi farklı bir mevzuya geçiyorum. Siyasetin ne emellerle yapıldığını örneklendireceğim. Siyaset ülke bekası için kullanılmamaya başladı. Siyaset partililerin kişisel tatminlerine ve menfaatlerine hizmet için kullanılmaya başladı. Çünkü siyasetin içindeki kişiler ayrıcalıklı olduklarını fark ettiler. İstediklerine ne kadar kolay ulaşabileceklerini gördüler.
11.05.2026
Vardım..
Bence değil. Ben şu an burada değilim. Belki cismen buradayım bir hacim kaplıyorum ama ruhum burada değil. Bir zamanlar vardım. Şimdi yokum. Her insanın çektiği sıkıntılardan biridir var olamamak.
2008’den beri yarımdım. Hiçbir ilişkiye başlamadım o günden sonra. Sessizce kefaretimi çektim. Sırtımdaki küfeler azar azar çoğaldı. Tek tesellim beni anlayan bir insanın yani babamın hayatımda olmasıydı. Her koşulda destekliyordu beni. Yalnızlık çekmiyordum. Babamın vefatıyla darmaduman oldum. Yarımdım ve hiç oldum. Var olmayan ve yok olmanın hayaliyle yanıp tutuşan biri oldum.
Çok katı düşüncelerim var. Eski kafalı bir adamım ben. Ataerkil düzeni savunurum. Babalar bana göre annelerden daha değerlidir. Tabi görevini layıkıyla uygulayan evine bakabilen, çocuklarını yetiştirebilenler için söylüyorum bunu. Takıntılarım var. Cebimdeki son parayı isteyen olursa ona veren bir adamım ben. Ama kimse cebindeki son parayı bu zamana kadar bana vermedi. Gerçi ben de istemedim. İsteseydim vermezlerdi yani. Dünyaya ayak uyduramıyorum. O beni ezip geçti her defasında.
3.05.2026
Oyun Değil..
Meselenin en kısa ve öz halidir bu. İnsanda insanı duygular kalmadığından ona hasret yaşıyorsun. Merhamet, vicdan, hoşgörü, samimiyet, masumiyet bu duyguların hepsini bulunduğumuz yüzyıl sildi süpürdü. Geriye aşağılık, adi duygular kaldı. Nefret, haset, kibir gibi.
Güvenebileceğiniz kimse kalmadı. Arkanızı sadece duvara yaslayabilirsiniz. Övünün bununla. Bu noktaya getirdiğiniz acımasız, çirkin dünyayla övünün. Çünkü hak ettiniz. Sadece bir nesilde çürüttünüz insanlığı. Artık geriye dönüş yok.
Nasıl hayatta kalacağız biz? Kim bizi dinleyecek, kime derdimizi anlatacağız. Artık herkes dinlemeden yargılayıp kalemimizi kırarken ne bekleyebiliriz bu hayattan?
11.04.2026
Planlar..
Deneme yanılma ile geçen bu ömürde insan çoğunlukla hataya kapılacaktır ve o kandırıla kandırıla büyüyecektir. Kayda değer bir aşamaya gelebilmek için olgunlaşmak gerekiyor. Sıfırdan başlıyorsan hata yapmak o kadar kolaydır ki.
Şu bir gerçek ki arzularımızın esiri olmuşuz her birimiz. Bu kimi için maddiyat, kimi için şehvet, kimi için ikisidir. Heyecan arayan insan düşebileceği çukurlara aldırmaz. Sonlardan ziyade başlangıçlara önem verir. Nasıl başladıysa öyle biteceğini zannetmektedir. Peki, bu böyle midir? Oysa hiçbir şey başladığı gibi bitmek zorunda değildir. O yüzden boşlukta ne yapacağını bilemezsin. Bir saniye sonrasının belirsizliği vardır ya önemli olan nokta işte odur. Planlarını yapıp Tanrıyı güldürürsün.
Planlarını geniş çerçeveye yaymamak gerekli. O kadar fazla değişken vardır ki hepsini hesaba katmak mümkün değildir. Hayal kırıklığına uğramamak için kısa vadeli planlar yapmalıdır insan. Aylık bile değil belki haftalık planlar yapmalıdır.
3.04.2026
Kaybedişlerimi..
Bu cümle 5 yıl önce yazdığım şiirin bir mısrası. Ne kadar zaman geçmesi gerekiyor artık kazanmak için. Bu sözü ne zaman test edebileceğim? İmkansız gibi görünüyor.
Kötülerin kazanması için iyilerin hep kaybetmesi gerek. Çünkü kötü kaybetti mi yıkılır, biter gider. Ama iyi kazandı mı kaybetmeye alışkın olduğundan nasıl sevineceğini bilemez bile. Bir küçük olasılık bile mümkün değil o yüzden. Bize elden hepyek elden sinek ikili veriyorlar. Kazara bile kazanamıyoruz.
Gökyüzüne bakıp dalıp gidiyoruz. Aşağıdan yukarıya bakıyorsan işin yaştır. Alemde bir bakteri boyutunda hissedersin kendini. Ama yüksekten bakarsan o manzara ona sen hükmediyormuşsun gibi hissettirir sana. Belki gerçekten de öyledir.
22.01.2026
Meltem Olurum..
Dağlardan inerim, kapında otururum
Sevginden yanmış şövalye gibi
Kılıcımı koyarım bağının kapısına
Ve sana bekçilik ederim gece gündüz
Yeter ki tez bağa gel yar can
Bakıp sana hasret gidereyim
Sevginden sarhoş öleyim kapında
İlkbahara döneyim, bağına gireyim
Binlerce oyunla yar, senin Şahinin'im
Kapına gelmişim boyuna kurban..."
20.11.2025
Bu Nasıl Bir Drama?
Kaldırımda yanından geçtiğin kişinin neden somurttuğunu asla bilemeyeceksin. Kimse senin suskunluğundan isabetli çıkarımlar yapamayacak, kimse derman olamayacak. Nasılsın diye soracaklar. İyiyim diyeceksin ve muhabbet bitecek. Kötüyüm desen kim çare olabilecek ki, hep yalan içinde yüzüyoruz. Kötüyüm bile diyemiyoruz kimseye. Haddinden fazla düşünüp hasta oluyoruz.
Dünyanın yüzde kaçı sağlıklı bir ailede, dertsiz büyümüştür, yaşamıştır? Bizi nasıl kirlettiler böyle? Düşenlerle alay etmek, fakirlerden iğrenmek, sadece makara yapmak, dedikodularda boğulmak. Ne pis yaşantılarımız var bizim. Tabi ki işimiz rast gitmeyecek. O kelle avcısının listesinde olacağız. Sana bir gün boyunca neler yaptığını, neler düşündüğünü ve konuştuğunu izletseler kendinden nefret edeceksin. Ne boş bir yaşamdır bu yarabbi diyeceksin.
29.10.2025
Maske..
Farklı yüzler takınmıyor muyuz her birimiz diye düşünürüm. Nereye hangi maskenin uyacağını bilerek yaşamak ve esas yüzünü unutmak. O kadar değişik maskeler takıyoruz ki, kendi yüzümüzü bile bir maske sanıyoruz. Oysa kendi yüzünü çıkaramazsın o hep seninle kalacak.
Makyaj güzelleştirir maske ise gizlettirir. Esas amacını ulu orta kimseye açıklayamazsın. Bu her yerde böyledir. Sakladığın yüzünü bazen kimseye göstermek istemezsin. Pekâlâ, utandığından ya da korktuğundan. Örneğin Marksist görüşlerin yoğunlukta olduğu bir ortamda dindar bir adam gibi görünmemen dayak yememen için gereklidir. Ya da tam tersi. İnancı ve Tanrıyı yok sayanlar ibadethanelerde hoş karşılanmayacaklardır. Radikallerin arasında onlardanmış gibi görünmen lazımdır.
Hayat bizleri istemediğimiz ortamlara sürüklediğinde anlık bir kararla ortama uyum sağlamıyor muyuz? Çünkü körü körüne kendi karakterini afişe edemezsin. Öncelikle ortamı koklamak ve ona göre davranmak hayatta kalma refleksi gibidir.
18.05.2025
Oyuncak Dünya..
Umut ve hayal ayrılmaz ikililerdir. Tuz ile karabiber, rakı ile şalgam gibi. Umudun varsa hayalin de vardır. Umutsuzsan hayattan bir beklentin yoktur. İnsanın elinden alındığında üzüleceği tek şey budur. Hapishaneye girip de 20 yıl ceza almak koymaz insana. Hapisten çıktığında ne yapabileceğini düşünmek ve umutsuzluğa kapılmak koyar. Çünkü kimse sana cezanı çektin artık temizsin demez. Eski hükümlü ya da eski suçlu gözüyle bakar. Bazı şeyleri yaparsın dönüşü olmaz. Ok yaydan çıkmıştır çünkü hedeften saptıramazsın artık. Bazıları gider, bazıları ölür ve bazıları kalır. Bunlar umutsuzluktandır.
Dünya büyük bir oyuncak gibi, beyinlerimiz programlanmış. Dekorlar olağanca bina, dağ, tepe, deniz, yol ve diğer insanlar. Pilimiz bitinceye değin oynayacağız bu oyuncak dünyada. Umudumuzu elimizden alacaklar, kimimiz suya atlayacağız veya kendimizi imha edeceğiz. Her şey bu kadar kolayken, her şey oldukça da zordur. İnsanlarla girdiğin etkileşimlerin ne sonuç vereceğini önceden tahmin edemezsin. Her insanın kendince düşünme yöntemleri vardır. Sana güzel gelen bir şey, başkasına gelmeyebilir. Sonuç olarak düşe kalka yaşar gideriz.
12.05.2025
Zamanlama Her Şeydir..
Hayatının en büyük fırsatını ya da en büyük aşkını yanlış zamanda bulursun çoğunlukla. İmkânlar ve şartlar el vermez. Bazen de mesafeler mani olur. Sonrasında mutsuzluğa demir atarsın. Yalnızlığını Alcatraz hapishanesine benzetirsin kaçışın mümkün olmayacağı. Kendini şartlarsın buna, itikatla suçsuzluğunun cezasını çekersin. Çek bakalım.
Senin en büyük hayalin şimdi nerede bolca düşünme vaktin olur. Onun mutlu olduğunu hayal edip sevinirsin, çünkü o mutluluğu hak ediyordu ve sen de onu mutlu edecektin zamanlama denk gelseydi. Ama mutsuz olduğunu düşündüğünde azap çekersin, kendini yersin. Sonuç olarak onun mutlu olduğuna kendini inandırmakla geçer zindanında ömrün. Çünkü yalnızlığının tonluk çekerine ekstradan birkaç ton daha eklememek tamamen çökmemek için gereklidir.
7.05.2025
Tüketerek..
22.04.2025
Yaşamış ve Yaşayan..
Bir buluşum mu var? Savaş kahramanlığım mı var? Dünya barışına katkım mı var? Bir hayat mı kurtardım? Bunların hiçbirine dahil değilim. Yiyip, içip, sıçarak hayatımı idame ettirdim. Burada hep dediğim gibi hayat adil değil. Ömrü daha uzun olsa neler gerçekleştirecek, belki tarihi değiştirecek insanlar erkenden göçüyorlar. Yaşamak istemeyene uzun ömür, yaşamak ve dünyayı değiştirmek isteyenlere kısa ömür bahşediliyor. Çözemiyorsun ve çözemeyeceksin.
İçki masalarında memleket kurtaranlar hep var olacak. Etek boyu götüne kadar olup bedenini teşhir edenler hep var olacak. Çocuklara tecavüz edenler, sapıklar, hırsızlar, kul hakkına girenler, sadakatsiz mahluklar hep var olacak. Dünyaya fayda sağlayacak beyinler hastalıktan ya da ani bir kriz sonrası artık olmayacak. Biz bir boka yaramayan çoğunluk sadece tüketip, hakkımızdan fazlasını alacağız dünyadan.
Biz toplumu yozlaştıran her şeyi izleyip, dinleyeceğiz. Reyting neredeyse oraya koşacağız. Damat kayınvalidesine, dayı yeğenine, dede torununa hallenecek ve biz izleyeceğiz. Onları izleye izleye zaten boktan olan karakterlerimiz daha da iğrençleşecek. 100 yaşına kadar yaşayıp leş varlığımızla temiz dimağları zehirleyeceğiz. Sokayım böyle düzene.
3.04.2025
Anlatamıyorum..
Bu dünyanın çivisi yıllar önce çıkmış meğer. Dünya ölmüş ve herkes üzerine toprak atarak çöpten dağa çevirmişiz onu. Tanrı’nın hepimize biçtiği rollere bakın. Ben şu an bu satırları yazarken, kimler dünyanın en büyük acılarını yaşıyordur? Kimler ağlıyordur? Kimler vazgeçme aşamasında bir binanın penceresinde son sigarasını içiyordur?
3.03.2025
Dönsen Bile..
Ne sen aynı sen, ne ben aynı ben. Ben sana gelsem, sen bana dönsen dünyalar kadar farklıyız artık. En yabancı birinden daha yabancısın bana, yabancıyım sana. O yıllara dönebilmek mesele. O toylukta, o saflıkta buluşabilmek. İlk kez hissettiğimiz duyguları yeniden yaşayabilmek. Sen başka bir tarafa bakarken bütün mimiklerini izleyebilmek mesele. İnsan 25’inde ölür 75’inde gömülür demiş ya Tarkovski. Benim ölümümün üzerinden 10 sene geçmiş. Hep o ana dönme istemiyle öldüm ben. Nietzche gibi halüsinasyonlar içinde öldüm. Olmaz ya hani Tanrı cennetinde yer verse sadece o anda kalabilmek isterdim..
Bir kıvılcım yakalamışsanız bırakın yangına dönüşsün. Sevdiğinize sudan sebeplerle sırt dönmeyin, onu küstürmeyin, onu soğutmayın. Her zaman aşkınızı muhafaza edin ve hep ateşi harlayın. Zor zamanları birlikte atlatın. Dünyayı tek başınıza sırtlamaya çalışmayın. “Dönsen bile bulamazsın beni bende” Pişmanlıklar sizi ağacı kemiren kurt misali yaşlandıracaktır. Kırılan cam bardağı kırılmadan önceki haline getiremezsiniz. O yüzden bilinçli olun, birbirinize iyi gelmeye çalışın. Kimse kalmasa da etrafınızda sırt verebileceğiniz tek kişinin o olduğunu hissettirin birbirinize. Hayat yalnızlara o kadar ağır geliyor ki. Yıllarınızı inat ederek, ego içinde tüketmeyin..

















