Küplerce içmek istiyorum da içemem. En azından bir tövbemi bozmamalıyım. İçmeden kaçamıyorum bu iğrenç dünyadan kısa bir süreliğine olsa da. Babamın hastalığı süresince bayağı içki içmiştim ancak öyle kaldırabilmiştim vaziyeti. Ama onu uğurladıktan sonra tövbe ettim içkiye. Sebebi sağlık ya da maddiyat değildi. Tamamen maneviyat içindi. İçki içince, sarhoş olunca Allah’ı anmıyorsun. Her şey sisin içinde oluyor, kolayı seçiyorsun. İstesem bozabilirim tabi ama neden bozayım ki. Acı çekmek varsa kaderde çekeceksin bundan öte köy yok.
Kimse aramasa da sormasa da koltuğuna oturup düşleyeceksin güzel zamanlarını. Back To The Future izlerken hep çok mutlu olmamın sebebi var. Zamanda yolculuk yapabiliyorsun ya olay o işte. Onu izlerken kendim çocukluğuma dönsem neler olur diye düşünüyorum. Belki de çocukluğuma bile dönmezdim. Annemle babamı erkenden ayırır doğumumun önüne geçerdim belki. Çünkü nihayetinde insanın güzel zamanları olsa da ondan daha fazla çirkin zamanları oluyor. Doğmamış olsaydım babam olmazdı, dolayısıyla onun ölümüne üzülmezdim. Hiçbir şeyin önemi olmazdı. Var olmayacaktım, savaşmayacaktım bu çirkin düzenle. Trilyonda bir ihtimal ben doğdum ve her şey benim için zorlaştı.
Benim bütün problemim kendimle, kendimi sevmiyorum hatta nefret ediyorum. Aynaya bakmak istemiyorum. Bunun sebebi kibirli olmamdır. Gençliğimdeki halimi o kadar severdim ki. Canımın istediğini yapardım, burnum havada olurdu. Şimdi yaşlandıkça iğrenç bir tipe büründükçe ve bunu değiştiremedikçe kendimden nefret etmeye başladım. Kibirim hala devam ediyor. Kitabı bile saçma sapan insanlar yazabiliyor ben neden yazamayayım diye yazmıştım. İnsanları küçümserdim, onlarla alay ederdim ve sonuç olarak ben de o alay ettiğim karaktere büründüm. Düşmez kalkmaz sadece Allah’tır. O zamanlarda böyle kibirli olmamak gerekirdi. Her şeyin geçici olduğunu düşünmek gerekirdi. Düşersen kimsenin koşmayacağını bilmek gerekirdi.
Şeytanla hep bir savaş halindeyim. Bu yaşıma kadar suça karışmamış olmam bir mucizedir sanıyorum. Ama bir kere kaybetsem yenileceğim, şeytana karşı hep kazanmam gerekiyor. Dünyadan ve kendimden nefret etsem de kafayı kırıp geri dönüşü olmayan durumlara girmemeliyim. Belki içki beni öyle bir duruma sürükleyebilirdi.
Kasım’da babamın mezarını yaptıracağım karar verdim artık. Sürekli aklımda dönüp duruyor bu mesele. En azından içimi rahatlatmalıyım. Kabri artık onun evi oldu, bari dışarıdan güzel gözüken bir yeri olsun. İki metrekarelik bir alan ne kadar güzel olabilir ki? Kendimi kandırıyorum işte. Sanki mezarını altınla kaplatsam babama yarayacak da. O artık burada değil ki, bedeni de burada değil artık. Dokuz ayda öyle eksilmiştir ki.
Nasıl kaçabilirim buralardan nasıl? Neden amansız bir hastalığa yakalanmak istiyorum ben? Neden hiçbir şeyden keyif alamıyorum? Bir kere geldiğim bu dünyayı neden hiç sevmiyorum? İçim dağılmış benim, bütün görünüyorum ama çürümüş gitmişim. Sonum ne olacak, gerçekten iyi bir şey düşünemiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder