Binlerce ukde arasında birkaç nükte; yaşanmışlıklar..

21.06.2026

Babalar Günü..

"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam.."

Bulamam be azizim bulamam. İlk defa babama bir hediye bakamadım bu babalar gününde. Çünkü babamı 6 ay önce kaybettik. Kabrine gittim susuz toprağına su döktüm. Biraz ağladım biraz dertleştim onunla. Burada biraz anlattım babamı o mağrur bir dağ gibiydi, ama kalbinin yumuşaklığını gizleyemezdi. Yufka yürekliydi yani. Önce biraz sinirlenir sonra pamuk gibi olurdu. Babam benim kahramanımdı olmak istediğim insandı. Şimdi yok işte. Şanslı bu bakımdan çocuklarından önce vefat etti. 

Babamla maçlar izlerdik, oyunlar oynardık. Yüz göz olmazdı benle ama damarımı da bilirdi. Bana keyfi yerindeyken hep bok herif derdi. Benim de bu seslenişi çok hoşuma giderdi. Beni sevdiğini anlardım bu lafından. 

Beynine kanserin metastaz yaptığını öğrendiğimiz zamanlarda çok durgundu babam. Bir keresinde balık almaya gitmişti tek başına. Gözleri görmemeye başlamıştı. Akşam kararırken beni bir telaş aldı ve onu aramaya çıktım. Fırından çıkarken gördüm onu, deryanın ortasında sandallaydı sanki. Onu bulamasam kaybolacak gibiydi. Öyle üzülmüştüm ki bu duruma. Her dışarı çıkışında yanından ayrılmayacaktım artık. 

20.06.2026

Neçe..


Geldim, gördüm de yenemedim ahali
Ne Golyat’a David’im, ne Emevi’ye Ali.
Faleze açılan bir yolumdur tali
Sonum neçe olacaktır bilmem.

Gördüm, duydum da sustum ahali.
Ben de o dilsiz iblislerdendim.
Ve suya muhtaca çöllerdendim
Sonum neçe olacaktır bilmem.





5.06.2026

Soranlara İyiyim..


Şehrin ara sokaklarında turlayıp
Meydanlara çıkmayan biriyim ben
Dokuz tahta dizdim kabrime ölmeden
Soranlara iyiyim ama bıktım kendimden

Kızıl gökyüzünün gurubunda uyanıp
Fecir vakti uyuyan biriyim ben.
Geçmişim yalandan ve gerçekten
Vesvese içinde delireceğim birden

Hayat boyu aşağılarda gezinip
Sığ sularda boğulan biriyim ben
Bir çıkabilsem bu kirli bedenden
Sıyrılırım belki nefretten, sefaletten..




1.06.2026

Siyaset ve Siyasetçiler Üzerine..


Siyaset, ulusların ayakta kalabilmesi, geleceklerini inşa edebilmesi için her kesimden görüşün katılabildiği bir araçtır. Demokrasilerde büyük bir gereklilik olduğunu kimse yadsıyamaz. Ben bir T.C. vatandaşı olarak Türkiye’deki siyaset kavramından bahsedeceğim.

Hasta adam diye tanımlanan Osmanlı’nın son demlerinden sonra fakir ama hızla gelişen bir ülke olduk. Kendi sınırlarımızı çizdik, Sevr’e boyun eğmedik, kurtuluş mücadelesinden muvaffak ayrıldık. Atatürk’ün liderliğinde dünyada saygı gören bir ülke kurduk. Öyle ki Milletler Cemiyeti ülkemize birliğe katılmamız için özel davet gönderdi. Fabrikalar kuruldu, üretim başladı. Osmanlı’nın borçlarını ödemeye başladık. Kendimize yetebilmeye çalıştık başardık da. Cumhuriyetin ilk yıllarında tek partili bir rejim benimsenmişti. Çünkü her kafadan bir ses çıkarsa yeniden dağılma aşamasına gelebilirdik. Atatürk bunu düşündü mecliste her görüşe yer vermek istedi. Ancak bunun sadece kaos getireceğinden vazgeçti.

İlerleyen yıllarda çıkan ayaklanmalar, dini taşkınlıklar bu kararının ne kadar doğru olduğunu ona gösterdi. Ülkemiz çok kutuplu siyasete müsait değildi o yıllarda. Atamızın ölümünden sonra cumhurbaşkanı olan İnönü de bunu bir süre devam ettirdi. En azından cihan harbi sonuçlanana kadar tek parti rejimini sürdürdü. Ondan sonra çoklu parti sistemine geçildi ve Demokrat parti iktidarıyla tanıştık.

Bu tarihten sonra çok kutuplu siyaset zamanına geçildi. Şimdi farklı bir mevzuya geçiyorum. Siyasetin ne emellerle yapıldığını örneklendireceğim. Siyaset ülke bekası için kullanılmamaya başladı. Siyaset partililerin kişisel tatminlerine ve menfaatlerine hizmet için kullanılmaya başladı. Çünkü siyasetin içindeki kişiler ayrıcalıklı olduklarını fark ettiler. İstediklerine ne kadar kolay ulaşabileceklerini gördüler.