Gürül gürül akan o nehir gibi hayatımız yok artık. Bir köşede mahzun kaldık. Hayat talaşlarla süpürdü bizi. Beklentiler azalıp çoğunlukla bittiler. 36 yaşında kendi mezarına toprak atmaya başladın. Neydi olmayan? Neydi olduramadığın? Hiçbir cevap karşılamıyor bu soruları. Bir aile istedin ama yeterince istedin mi? Yoksa sadece bu isteğin gerçekleşmesi için lambadan çıkacak cini mi bekledin? Bu isteğin doğrultusunda bir girişimin oldu mu?
Hayat cesurları seviyor arkadaşlar. Zekileri de sevmiyor. Bir şeye yeltenmen lazım kazanabilmen için. Riske etmen lazım. Kaybedecek şeylerin olmalı ki büyük kazanabilesin. Sen ise bir köşede rahat koltuğunda oturarak planlamaya çalışıyorsun. Öyle planlar hiçbir zaman tutmayacak. Sahaya inip kendini göstermen gerekiyor. Sorumluluk alman gerekiyor, sen ise sadece kaçıyorsun. Dolayısıyla hayat da senden kaçıyor.
Bu yaşıma kadar hep bazı şeyler gökten zembille inercesine olacak sanırdım. Biri benim kapımı çalacak ve hayatım değişecek diye düşünürdüm. Onlar masallarda oluyormuş. Çocukluğun alemi yok. Hayatını düzene sokamaman sadece kendi yüzünden. Derler ya emek olmadan yemek olmaz diye. Bu hayatı çözmüşlerin lafıdır bu.
Sen mutluluğun için emek harcadın mı arkadaş? Gereğinde kirlenip, gereğinde yaralandın mı mutluluğun uğruna? Hayırsa sessiz bir sona doğru gidiyorsun demektir. Çünkü bağırsan da değişmeyecek artık bu. Sen raya girmişsin ve o raydan seni hiçbir şey çıkartamaz. Pes etmişsin.
Sonunda bir servi ağacının dibinde kimsenin uğramadığı bir sessizlikle yıkanacaksın. Bunu sen hak ettin. Hayata pasif kalarak, savaşmayarak bunu sen seçtin. Her güzellik kaçtı gitti. Şimdi sessizlik zamanıdır. Haklı mıydın, haksız mıydın hassas terazide bunu göreceksin.
Sonlar sessiz olurmuş.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.