Sonumu dipsiz azaplara sürme felek Sözümü özümden koparıp eğme felek At uçurumdan ama ne olur uyandırma
Bükme boynumu paslı ellerle bükme felek Mazluma beni kör bir bıçak etme felek Geçmişi külden bir iz gibi savurma felek İt beni karanlık denizlere ama ne olur kandırma
Aştığım yolların izini gör artık felek Döktüğüm yaşların tuzunu bil artık felek Fısıltıya dönüşmüş çığlığımı duy artık felek Ver ateşlere külümü savur ama ne olur durdurma..
Permidev çok zayıflamıştı. 78 kiloyken son iki haftada 70 kiloya düşmüştü. Son zamanlarda yemek yemeye çalışsa da yiyemiyor ve aç kalkıyordu masadan. Doğru düzgün nefes alamaması onu öyle yoruyordu ki ayakta turlayamıyordu eskisi kadar. Taş olsun mermer olsun aldırmadan çöküp oturuyordu.
Gözleri donuklaşmıştı. Başına gelebilecek her şeyi kabullenmiş gibi bir hali vardı. Vazgeçmiş gibiydi artık. Akıntıya karşı kürek çekmenin onu sadece daha da yoracağını düşünmekteydi. Keshkin’in kaçışına sevinmişti. Çünkü Keshkin’in idealleri olduğunu düşünüyordu onun daha çok yılları vardı önünde ve onun yıllarını kendisi kadar kolay harcamayacağı barizdi.
Kalacak olanlara üzülüyordu sadece. Dünyada kalmak sadece bir eziyetti ve acziyeti beraberinde getiriyordu. Bazı şeylere sahip olamadıysan sadece debeleniyordun buralarda. Sonunda en güzel yılların geçmiş oluyordu ve sen de bir şey kazanmıyordun.
Sigarasını en çok başlangıçlara yakmıştı. Yeni günlere ve yeni haftalara. Ama yeni günler, yeni haftalar ve yeni aylar sadece aynı yaşanmışlıkları getirmişlerdi. Başlangıçlar hep aynı şekilde sonuçlanmışlardı. Oysa Permidev aynı hareketlerde ısrarcı olmamıştı. Farklı yöntemler denese de aynı kaybedişlere ulaşmıştı.
Hayat sanki bir slot makinesiydi ve ona kaybettirmeye programlanmıştı. Ara verse de olmuyordu başka makineye geçse de olmuyordu. Neticesinde sonuç hep kaybedişti. Buraya zaten bu yüzden gelmişti. Burada en fazla ne kaybedebileceğini düşünmüştü. Dışarıda moralini, keyfini, huzurunu yavaş yavaş kaybetmektense Zabarnava’da hayatını tek seferde kaybetmeyi göze almıştı. Sonunda bunu başarıyordu. Tek bir kaybediş ve bilinmeze yolculuk. En azından dünya cefasından kurtuluş ona cazip geliyordu.
İnsanların birbirlerine zehir ettiği bu ortamda yeteri kadar kaldığını düşünüyordu. Şahit olabileceği her şeyi görmüştü. Hiçbir şey artık onu şaşırtamazdı. Kardeşin kardeşe ettiği, eşin eşe yaptığı, dostun dostu ittiği bu yalan denizinde çok kürek çekmişti. Öyle kürek çekmişti ki hiçbir yere varamamıştı.
Anlam demiştik. Hayatını bir anlama yontamayan insanlar yolsuz ve yönsüz kişiliklerdir. Rotalarını belirleyemezler. Sapa yönlere girerler ve uçurum kıyılarına yol alırlar. Permidev uçurumun kıyısında dibe bakarak gülümsüyordu.
Grinin küle dönen tonunda Ufka açılan yelkenler siyah. Bu gam düğümünü çözmez hiçbir niyaz Zerre halinle bile ezer seni bu açmaz
Umuttan dem vurma, gel deme; Uçuşan kelebekler var deme Zira kelebek sanılan bir bıçaktır, Ve arkanı döndüğünde saplanacaktır.
Delilik aheste çöker insana bilirim Düştüğünde atarsın çıpayı derinlere Anlam tükendiyse hayat beyhudedir bilirim İşte o zaman ruh ait olur sonsuz dehlizlere.
Babamın durumunu düşünmekten hayata karışamıyorum. Ramazan hürmetine dualarımı kabul et ona merhamet et, cennetine konumlandır. Hala yaşıyorsam bana dayanma gücü veriyorsun demektir. Ne olur onun iyi olduğunu düşünmemi sağla. Babamı cehenneminde yakma Allah'ım.
Vicdani körler ve sağırlar tiyatrosunda azap çekmek sonsuz cehennem ateşinden daha evladır. Nefes aldığım müddetçe kaldıracağım insanların bu gaddarlığını. Babamın gölgesi artık yok ama düşüncelerimde dayanak olması için onun iyi olduğunu bilmem gerekiyor. Hislerimi yoluna koy Allah'ım. Senin mahkemen en adil mahkemedir. Senin hakimliğin en iyi hakimliktir. Babamı Rahman isminle yargıla.
Neden kendimi trenin önüne atmak istiyorum? Şeytanın bu vesveselerine nasıl dayanabileceğim? Kendimi öldürürsem babama asla kavuşamayacağımı biliyorum. Ama yine de bu vesvese içimi yiyip duruyor. Bir an yenilsem hem ahiretimi hem de babamı kaybedeceğim. Ne olur yardım et. Nasıl hayata karışacağım bilmiyorum.
"Yine bir efkar gecesi yanar bir sigara, gölgesinde bir sağa bir sola dumanıyla yol gösterir yazdığın her neyse o’na"
Hoş ne kadar çalışsan da, çırpınsan da Örtülemeyecek bir yaraydı bu Nedeni basitti, ama inkar ve imkan Görünmeyen kalkan, ışığı soğuran.. Ne yollar kadar uzun, ne dağlar kadar yüksek Limitsiz, tutamadığın o gururun var Hep var olacak çünkü doğuştan Her adımında bir set çekecek Bir ket; iki, üç, dört, beş... Sonsuz ve kemiksiz karakterler Bulutla savaşamazsın ki.. Sekiz yönden birine sapmaktansa Orda bırakan, yalnız, hissiz..
İyi adımda atsan bunu sorgulatan Gururuna ilaveten vicdan Her seferinde kendinden korkutan Neden? Çünkü tehlikelidir her "durağan".. Patlayacak bir gün o volkan.. Önemli nokta nereye kadar saklanabilir? Ya da yokedilebilir mi? Keşke faaliyete geçmeden sönebilse Yazık ki gerçekleşmeyecek.. Belki de din olgusundan ibaret o ateş Dünya da "sanal" diğerinde "real"
Bilinmezi düşünme Çünkü hayat zaten zor Bir de tımarhaneye girme !
Öğrendikçe katman katman soğuyor hoş(!) Bütün zevkler ne kadar da boş.. Hassas bir denge değil mi? İçindeki korluk, dışındaki buzluk..
Kitap okumak insanı atlet yapıyor(!) Koş coni koş "yorulduğunda" öleceksin Öldüğünde ise kuruşu kuruşuna bir hesap Ve sonra düşeceksin.. Kabusların gerçekliğinde Bilinmeyen bilindiğinde.. Elden bir şey gelmediğinde.. Tekrar eden geçsen de, geçmesen de Yanıp ıslanıp, ıslanıp yanıp Boğulacaksın cennetinde. Pişeceksin cehenneminde...
Bakışımla öldürdüğüm şimdi bakışımdan bezmiş. Felekle ters düşmüşüz o gün, bugün. Kimliğimde otuz altıyım görünüşte yetmiş.
Sayfalarca yazsam da bir kibritliktir canım Yeminler etsem de tutmaz birbirine anım Yıllar önce döktüm yapraklarımı be cancağızım Şimdi, gün bitmiş, yaz bitmiş, heves bitmiş..