Ben istemez miydim, huzurla uyuyup uyanmayı? Bu mecranın hüzünlü bir adamın değil de mutluluk saçan, gezi, yemek, hobi içerikleri yazan bir adamın olmasını istemez miydim? Belki de isterdim arkadaşlar. Gamsız, tenasül uzvunun dikine giden, zevkten çıldıran bir adam olmak belki de isterdim. O kadar olmasa bile dert etmeyen, sakin biri olmak isterdim. Yoksul biri değilim, zengin biri değilim, sadece yoksun ve yalnız biriyim.
Benim derdim, şükürsüz bir adam olmaktır. Öyle az şükrediyorum ki bu yüzden darbeler yiyorum. Nefsimle her gün her saat çarpışmak beni bozuyor. İçimdeki açığa çıkmaya fırsat kollayan kötülüğü dört koldan çekiştirmek beni yoruyor. Aklım yap diyor ne yaparsan yap acıma, vur tekmeyi, yık her şeyi, aş sınırı. Ama yapmıyorum işte. Sonsuzdan korkuyorum çünkü dünya için ebediyetimi yakmak istemiyorum. Bu yüzden cevaplarım hep, tamam, öyle olsun, problem yok şeklinde çıkıyor. Mesela vardiyayı erken alıyorum, doğal olarak benden de erken alınmasını bekliyorum. Ama öyle olmuyor. İstesem ağzıma geleni söyleyip bırakamaz mıyım işi ya da tartışamaz mıyım? Benim baktığım türden bakmıyor insanlar birbirine. Ben bir melek olmadığımı biliyorum, sadece insanlara çektirmek istemiyorum. Hayat hiçbir şey yapmayıp sadece yatsan bile zor. İnsanların ne yükler taşıdıklarını kimse tahmin edemiyor. Herkesin derdi kendince en büyük. Hoşgörü ve tevazu, yerini hırçınlık ve kibre bırakmış.








