Binlerce ukde arasında birkaç nükte; yaşanmışlıklar..

5.01.2025

Ya Yoksun Ya Yok..


Karanlık lacivert mi, gri mi, mavi mi dinlemez
Gece gök de siyahtır, yer de, deniz de
Bazıları yok başlar da hiçe yol alır.
Bir an var olup, ömürlük kaybolur
Yoksuldur gölgesiz doğar
Yetimdir kokusuz.
Meydanlarda görünmez olur bir yığın insan.
Sadece gölgesizi görür gölgesizler
Sadece kokusuzu tanır kokusuzlar.
Sistemdir işler, sayaçtır akar
Hacının hacıyı Mekke’de
Velinin veliyi tekkede
Delinin deliyi dakkada bulduğu üzere
Herkes kendi standardına görünür
Ve milyon içinde milyarlar ezilip, yok olur
Bundan mütevellit özetlemek gerekirse
Ya yoksun ya yok'sun.
Hiç hatırlanmayan nasıl unutulsun...



3.01.2025

Pamuk İpliğinde..


Söylenecek o kadar şey var ama insan tutuluyor işte. Hepsi zihninde dönüp dursa da onları dile getirip toparlayamıyor. Kendi hayatımdan bir pamuk ipliği uzaktayım oysa. 35 yaşındayım ve hala geçinemiyorum, yaşıtlarımın evlenip çoluğa çocuğa karışıp, yazlıklar, yatlar, katlar alıp, yatırım yaptıkları halde ben bir bilgisayarı, 7 çift ayakkabısı, bir paltosu olan hayatı boyunca kiralarda sürünmüş bir adamım işte.

Benim elbette hatalarım var, okumaya devam etmem gerekirdi. Laylaylom dönemlerimin bu kadar uzun olmaması gerekirdi. Yazın dans edip, kışın sürünmek, Ağustos böceği ve karınca misali. Bir pamuk ipliği tutuyor. Ne kadar güçlüymüş ki bu zamanlara kadar getirdi beni. Koşuyorum ecelime..

Elbiseye konuşuyor insanlar, payeye değer biçiyor. Alt kademeden gördüyse onun gözünde bir hiç oluyorsun. Emretmeye bayılıyorlar, empati kurmayı bilmiyorlar. Sıçan kadar değerin olmuyor. Ama insanız işte dokunuyor, kalp demirden değil ki. Biliyorum milyonlar bunu taşıyor, derman kalmasa kafa tutuyor bu düzene. Ama onların yine tutundukları bir dal oluyor. Eş, aile, çocuk. Ben babam olmasa yapayalnız biri olduğumu biliyorum. Gerçekleri öğrendim artık. Kürkün yediğini de konuştuğunu da biliyorum.

2.01.2025

Ne Güzel İstanbul(!)


Hani Rus romanlarında olur ya, yırtık dökük bir paltoyu tamir ettirmek istersin. Tamirlik bir hali olmadığı halde terzi yamasın bir şey yapsın da bu kışı da geçirebileyim dersin. İşte olanaksızlık budur. Cebinde parası olan adam yırtık, sökük, dağılmış bir giysisini neden tamir ettirsin? Çöpe atar yenisini alır değil mi? Ama olanaksızlık olunca cebinde sadece 50 lira kaldıysa ay sonunda o dökük paltoyu, sökük pantolonu tamir ettirmekten başka şansın var mı?

Çünkü halk tabanı yoksullukla boğuşmaktadır, azınlık zenginlerinin aksine. Yoksullukla boğuşan halkın babaları, anaları, çoluk çocuklar maaşlarını bütünüyle hesaplarında göremez bile. Otomatik ödemeden borçlar düşer, kira neredeyse tümüyle vantuzlar. Kalan parayla da aybaşından diğer aybaşını iple çekmeye başlarsın. Ama gelmez işte, aç yatarsın ve tok olduğun rüyalar görürsün.

Renkli televizyon 80’lerde gelmiş ülkeye ancak hayat hala siyah beyaz. Yıkanmaktan rengi solmuş elbiseler giyen bir kesim var. Kim bilir kaç nesil giydi o elbiseleri ve hala giymekte. Diğer kesimin kırkayak gibi onlarca çift ayakkabısı var hatta bazılarını unutmuş bile kutusunda. Gardıropları çocuk odası büyüklüğünde bir uçtan bir uca. Günlük, gecelik, spor, klasik, abiye dizilmiş boydan boya. Ne güzel İstanbul değil mi? İstanbul aslında her gün 50 bin TL ezebilsen güzel bir şehirdir. Gezilecek çok yeri vardır, Michelin yıldızlı restoranları vardır. Boğaza karşı iki tek attığında her şeyi unutabilirsin. Evet kimse şikâyet etmemeli, İstanbul parayı ezebilenlerin memleketi. Bu gerçeği kabullenmeyenler Ankara asfaltından basıp gitmeli, yayan halde.

1.01.2025

Heves ve Nefes..


Akmaz da damlar hayat.
Dolu değil ama boş da değil
Sense,
Eski bir gazete gibi
Kenardan izlersin damlamasını.
Bir müddet izlersin
Sonra bardak çanak paketlemek için
Yırtarlar, buruştururlar.

Yeninin derdi eskimektir
Tazenin derdi bayatlamaktır
Yeni yeni kalmayacaktır zira
Taze de taze.
Ve hiçbir heves ne ilk günkü gibi
Ne de ömürlük olacaktır.

İçinde yaşanır farklı muharebeler
Öfken sakinliğinle, neşen üzüntünle
Doğallığın yapaylığınla kılıç çatar.
Dengesizliğin bundan.
Çünkü her gün farklı bir taraf kazanır.

Viraja hızlı girdiğini geç fark edersin
Bu hep böyledir.
Yaşadığını ise son nefesini aldığında.
Bu her zaman böyledir..





10.12.2024

Yıl Sonu Değerlendirmesi..


Merhabalar değerli ahali, yıl bitiyor nasıl geçti bu yıl? Beklentileriniz karşılandı mı? Yoksa beklentileriniz bu yıl da mı gerçekleşmedi? Umarım okuyucularım iyi geçirmiştir 2024’ü diyerek giriş faslını noktalıyorum.

Bu bir yıl sonu değerlendirme yazısı olacak. Artısıyla eksisiyle bana ne kattı bu yıl anlatacağım. Başlayalım madem.

2023’ün sonunda başladığım Şiir Atölyesi’ni bu yılın Şubat ayında bitirmiştim. Çok değerli arkadaşlar tanıdım bu atölyede. Şiirde yeni yönlerimi keşfetmeye devam ettim. Başka bir kursa gitmedim. İşten güçten çok kendime vakit ayıramadım. Vakit geçirdiğim belirli web siteleri oldu. Bunların başında ekşi sözlük geliyor. Orada bolca taze fikirler okudum. Bu yıl bir artısı da şu oldu benim için. Şiirlerimi kısa videolarla birleştirmeye başladım. Birkaç kişi bana şiirleri videolu hale getirirsen daha iyi olur dedi ve onları dinledim. Bu kısa video olayı gerçekten de etkili oldu daha fazla izlenip, dinlenmeye başladı şiirler. Her zaman kafanın dikine gitmek iyi bir şey değilmiş bunu anladım.

İş güç derken, sektör değiştirip başka bir işe yöneldim bu yıl. Benim için daha stressiz ve rahat çalışma fırsatı oldu ve oluyor.

7.12.2024

Kum..


Ellerimde zaman bir avuç kum
Tutamıyorum, sızıyor.
Ufkumda hayal bir küçük mum.
Bakamıyorum, sönüyor.

Bir ben asılmışım bu küreklere.
Sırtımda dertler bir kamçı ki vuruyor.
Dayanmak istiyorum
Kan yutuyorum da
Hiç bitecek gibi değil bu acı ummanı.

Gözlerim sımsıkı bağlanmış
Göğsüm kor ateşle dağlanmış
Her şey uzaktan güzelmiş meğer.
Manzaraya yaklaştıkça insan
Zifte batıyor.

Hüzünle doğup, hicranla yunmuşsun
Kısık ateşte pişeyim derken yanmışsın
Söyle Âdem günahsız mısın?
Kıldan köprüden geçerken
Omzumuzda bu veballerle.
Söyle dengemiz nasıl bozulmasın?

3.12.2024

Nasıl Zamanlar Böyle?


Nasıl zamanlardayız böyle?

Nasıl bugünlere geldik birden. Nasıl en büyük banknotumuz iki sigara parası ediyor artık? Domatesin, salatalığın, soğanın, patatesin kilosu nasıl el yakıyor böyle? Seçimlerimiz kaderlerimizi etkiliyor. Kimimizi öldürüyor, kimimizi süründürüyor. Asgari ücretle çalışan bir adam kirayı bile karşılayamıyor. Evi olmayana ölün diyorlar. Soğuktan donarak bir köşe başında terk et bu alemi diyorlar.

Hani mülk Allah’ındı bre deyyuslar! Derya deniz götürdüklerinizden halka bir şey mi kaldı. Neden gözünüz doymuyor? En çok gücüme giden şey bu ülkenin insanlarının teveccühleriyle adam olan o sanatçı bozuntularının tepkisizliğidir. Hepsi tekeri dönsün yeter derdinde. Halk acısından ölse kılları kıpırdamayacak. Bu her zaman böyleydi açıkçası. Ne şiş yansın ne kebap türünden arada milletin gazını alıp yollarına bakıyorlar. Ulan bir ses çıkarın be, halk korkusundan bir şey yapamıyor ama sizin korkacak neyiniz var? Hepiniz dünyalığınızı dizdiniz, idam fermanınız çıksa başka bir ülkede sultan gibi yaşarsınız. Ama o göt hiçbirinizde yok işte. Yer, içer de sıçmazsınız. Allah sizi bildiği gibi yapsın. Daha ağır konuşmayacağım.

Siyasetçiler desen onlar da kendi boğazlarını düşünür. Meclis lokantasında 40 liraya testi kebabı yer, üstüne geğirirler. Ama halk bir tavuk dürüme 150 lira vermek zorunda kalır. Çıkıp kürsüye hariçten gazel okurlar. Aslında dertleri görülmek, gündem olmak. Halk umurlarında değil. 170 bin lira maaşla ne güzel yaşıyorsunuz değil mi? 17 bin lira maaşla koca aileyi döndürmeye çalışanların yanında bir hiçsiniz oğlum. Hepiniz kolay yoldan zengin olmanın, küpü doldurmanın derdindesiniz. Ulan millet vekili, yanı millet sayesinde oralara gelen bir insan nasıl milletin 10 katı maaş alabiliyor? Nasıl bir vicdandır bu.