12.01.2021
Kıssadan..
3.01.2021
Vicdan..
1.01.2021
2021..
Yine bir yeni yıl. Yine aynı şeyler mi olacak? Gidişata göre dümen kıracağız işte..
İnsanlar umut ediyor, zaten umut edilmeden yaşanmaz. Herkese umut dolu bir yıl dilerim. Önce eskisi gibi maskesiz yaşama geri dönmek istiyorum kendi adıma. 2021 yılında umarım bunu başarabiliriz. Başka da bir beklentim yok. Monotonluğa yıllar önce alışmışım bu yıl da değişeceğini sanmam. İnsanlar sevdiklerine sarılabilsin bu yıl. Hasret ne demektir bilirim ucundan. Kaldırımlara sığmaz olduk zira, insanlar yollara taşıyor virüs yüzünden. Bu dünya neler atlatmış, bunu da atlatır. Bizler neler atlatmışız, atlatırız. Kıyamete kadar ite kaka gider bu evren. Siz kendinize iyi bakın yeter..
Mutlu yıllar, sağlıklı yıllar, umutlu yıllar..
2016 da güzel geçmemişti, 2020 onu da arattı. Bu iki yılın ortak noktası ikisinin de "artık yıl" olmasıydı. Neyse 2024'e kadar rahatız umuyorum ki..
İyi kalın..
1.12.2020
Teşekkürler..
Karanlık birkaç adım ileride başlıyor.
İrili ufaklı mutluluk taneleri saçılı etrafa ama benden uzak.
Doğum günü yalnızlığıyla karıştırmışım gün aşırı yalnızlığı.
Hissizliğin içinde damlayan bir içimlik karamsar satır.
Hoşça kal dediklerime bir daha, diyemediklerime ilk defa..
Dansa ritim tutmanın gereği artık kalmadı.
Uzun yürüyüşler yormadı, çünkü ayaklarım değil, ellerim dayanılmaz ağrıyor.
Hatırlayamadığım yüzlerin hüznünü karalamak zormuş.
Susmaların baskısı yazmamı engelliyor ki, problem değil.
Kimsenin haberi yoktu zaten, o da değil..
Muharebenin ortasına doğru ilerlemişim, geri çekileceğime.
Namluların ucunda tanınmayan nefretler.
Amacım daha fazla yaşamadan ölmek
Sonsuzluğun hükmü zaten kürek..
Uyuyup uyanınca geçer diye bir inancım vardı.
Bir de pakete ters koyduğum sigarayı yaktığımda dileğim gerçekleşir sanırdım
Tüp kamyonunun arkasında takılı kalmış masumiyetim
Demem o ki bu blog da ıssız artık
Yazacak son dermanım bu satırları yazıyor işte
Dolaba giriyorum
Kalemimi kırıyorum.
Vazgeçiyorum..
Teşekkürler..
23.11.2020
Hakikat..
I.
Bir demir perde örtmüştü hayatımı sürdürdüğüm tüm odaların pencerelerini. Birkaç küçük ışık huzmesinde insanları anlamaya çalıştım, anladığımı sandıklarım oldu, hiç anlayamadıklarım çoktu. Bu düzende yerim yoktu. İdare edenlerdendim ben, ne olursa olsun. Bana "nasılsın" diye sorduklarında bile idare eder diye cevaplıyordum. Bir cevabım vardı, öğrendiklerimden ziyade içgüdülerimin verdiği cevaplar, dışa vurmasam da beni teselli etmeye yarıyordu. Sonra sıkıldım bu cevaplardan, kimlerin ne dediklerini iyi ya da kötü olsun, duymak istemedim. Gün ışığı açlığı çekiyordum doğru, ama lambalarımı da kıstım sonunda. Gözlerim körlüğe alışmalıydı. Kendimi yaralayacak yaşları da geçmiştim, benden kimsenin haberi olmamalıydı artık. Bana koşmamalılardı, yardım için, çünkü beyhudeydi. Canlarını sıkmamalıydım. Bu konuda başarılı oldum, hatırlatmadım kimseye kendimi. Satırlarda intiharlarım saklıydı, her gün değişik metotlarla öldürdüm kendimi, kalemlerimle. Bazen çırılçıplak astım kendimi doğalgaz borusuna, bazen kolayla birlikte yuttum kutularca antidepresanı. Bu yazdıklarımı gerçekleştirmekten beni alı koyan tek sebep "ya ölmezsem" düşüncesiydi. En büyük fobim yaşamla lanetlenmekti ve bu lanetin en uç sınırı da, başkalarına muhtaç bir biçimde yaşamla lanetlenmekti. Bu fobimi en azından kendim çağırmak istemediğimden erteledim intiharlarımı..
16.11.2020
Gidebilmek..
Gelişmiş türden ilçelerden değildi size göre. Yabancı gibi davranmazdı kimse kimseye. Bir memleketim olsun isterdim orası gibi. Bir köyüm olsun isterdim. Bu suni ortamda, her yer güneşli olsa ne yazar. O güneşte birbirini düşman gibi süzen karşıt insanlar çoğunluktaysa. Bisikletini kapının önüne bırakamazsın 5 dakika burada. Trafikte bir acemilik yapsan vurabilirler bile. Burada doğdum, bütün sülalem burada. Ama gitme vaktidir artık. Bu kaostan, stresten, pahalılıktan, keşmekeşten kaçmak gerekiyor. İstanbul sizin olsun, tepe tepe kullanın.




